Bazen bir seyahat fikri o kadar büyük olur ki, anlatmaya nereden başlayacağını bilemezsin. Benimki şöyleydi: bir ay içinde on iki ülke - Fransa, Lüksemburg, Almanya, İsviçre, Liechtenstein, Danimarka, İsveç, Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya ve Finlandiya. Rota kağıtta çok iddialıydı, cebimdeki bütçe ise onunla yarışamayacak kadar mütevaziydi. Yolculuk 11 Eylül 2021 Cumartesi günü, Saraybosna'dan kalkan bir uçakla başladı. Önümde Paris vardı, Paris'in ardında ise bütün bir Batı Avrupa, İskandinavya ve Baltık hattı.
Saraybosna'dan Paris'e: İlk Günün Telaşları
Her seyahat günü gibi bu da havaalanına ulaşmakla başladı. Sabiha Gökçen'e Havabüs ile gittim, 20 TL. Havalimanında beklerken Sbarro'dan çay ve simit aldım, 32 TL, sonra oturup gerçek bir öğün yedim: pilav, şehriye çorbası ve şinitzel, toplamda 60 TL. Üzerine 16 TL'lik buzlu latte, 9 TL'ye sakız ve limonlu su, ve çıkışta bir bardak daha çay - 13 TL. Duty free'den küçük bir çikolata aldım, 3 euro. Wizz Air'de ekstra bagaj için 30 euro (yaklaşık 300 TL) ödedim; bu uçaklarda bagaj boyutlarına gerçekten çok dikkat ediyorlar, gözden kaçırmayın. Bir de öncelikli biniş (priority) alanlar var; bu bileti almış yolcular, sadece bagaj hakkı olmayan normal yolculardan önce uçağa alınıyor.
Havalimanının çevresinde yiyecek içecek bulmak sürpriz derecede zordu: ne restoran ne kafe var, en yakını 10 dakika uzaklıkta Dobrinja semtindeki cadde üzerinde. Havalimanının içinde biletleme salonunda tek bir kafe var, dışarıda ise otoparkı geçtikten sonra çıkışın sağında kulübe gibi tek bir restoran duruyor. Çıkışta PCR ve antijen testi yaptırmak isteyenler için ücretli kulübeler mevcut. Uçakta iniş öncesi Covid-19 için İngilizce bir form dolduruluyor, hostesler doldururken yardımcı oluyor.
Paris'e direkt değil, Wizz Air'in indiği Beauvais havalimanından giriş yaptım. Oradan Paris merkezine otobüsle 17 euro (yaklaşık 170 TL) ödeyerek ulaştım. İlk durak St Christopher's Inn Canal hosteliydi; 2 gecelik konaklama 45.75 euro (465 TL) tuttu. Hostelde bir sabun 2 euro (20 TL), yarım litre su bir 2 euro (20 TL) gibi küçük ama can sıkıcı harcamalar da çabuk ekleniyor listeye. Günün toplamı 1110 TL ve 110 euro oldu - seyahatin daha ilk gününde bütçenin ne kadar hızlı eridiğini görünce biraz endişelendim, ama Paris'in kendisi bu endişeyi çabuk unutturdu.
Paris: Sırt Çantalı Günler
Paris'te ilk işim internet hattımı ayarlamak oldu: Lyca Mobile'dan 50 GB + 30 GB hediye internetli bir aylık hat aldım, 30 euro (300 TL). Şehir içinde metro tek bilet usulü işliyordu, her seferinde 2 euro ödeyip biniyordum. Turistik klasikleri de atlamadım: 3 magnet ve 15 anahtarlık için 20 euro, sonra ayrı bir seferinde 6 magnet ve 1 hediyelik daha için 20 euro harcadım - Paris'ten eve götürecek hatıra biriktirmek gerçekten pahalıya patlıyor.
Yemekler arasında McDonald's burger menüsü 7.25 euro, bir ice latte ve kurabiye 9 euro, Eyfel Kulesi yakınında büyük boy 4 toplu bir dondurma 6 euro tuttu. Günlük ihtiyaçlar için bir eczaneden deodorant (4.5 euro), şampuan (1.32 euro), 2 donut (1.5 euro) ve 2 litre su (kalan tutarla birlikte hepsi 8.5 euro) aldım. İki gecelik hostel konaklamam kahvaltı dahil 60 euro'ydu ve bu iki günde toplam harcamam 170 euro oldu.
St Christopher's Inn Paris Canal'in kahvaltısı gerçekten doyurucuydu, aşağı yukarı 10 euro değerinde bir kahvaltı sayılabilir - hostel fiyatına göre fena bir avantaj değil. Tren istasyonlarının her girişinde bilet satan kiosklar var; tek satışlık bilet alıp aktarma yaparken ekstra ücret ödemeden istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Öte yandan hostel içindeki sabun, su, kilit gibi küçük ekstralar şaşırtıcı derecede pahalıydı - markette 1.5 litre su 1 euroyken, hostelde 0.5 litre su 2 euroya satılıyordu, bu yüzden mümkün olduğunca alışverişi dışarıdan yapmaya çalıştım. Havlu konusunda da dikkatli olmak gerekiyor: eski havluyu teslim etmeden yenisini alamıyorsunuz, aksi halde 2 euro ekstra ödemeniz gerekiyor. Duş ve tuvalet alanları aynı mekanda; karma odalarda kadın ve erkekler birlikte kalabiliyor, ama isteyenler için sadece kadın veya sadece erkek odaları da mevcut. St Christopher's Inn zinciri Avrupa'nın çoğu yerinde bulunduğu için kendi uygulamaları üzerinden rezervasyon yaparsanız daha uygun fiyatlar veya ücretsiz kahvaltı gibi avantajlar yakalayabiliyorsunuz.
Üçüncü günüm (13 Eylül) daha sakin geçti. Sabaha 3 McMuffin ve büyük boy çayla başladım, 11 euro. Bir tren bileti 2 euro, Starbucks'tan venti latte 5 euro. Öğleye doğru Paristanbul restorandan büyük boy döner porsiyonu yedim, 9 euro - gurbette Türk lezzeti bulmak için fena bir seçim değildi. Eyfel Kulesi manzarasına eşlik eden büyük boy bir dondurma 4 euro, bir tren bileti daha 2 euro ve iki 1.5 litrelik su için 2 euro ile gün toplam 35 euroya mal oldu. Bu arada Lyca hattının çekim gücü çok zayıftı ve telefonumu hotspot olarak kullanamıyordum, bu da beni internet konusunda sürekli kafe ve halka açık ağlara bağımlı bıraktı.
14 Eylül'de Paris'teki son günümü yaşadım ve aynı zamanda sonraki durak için hazırlık yaptım. Bir tren bileti 2 euro, Louvre yakınındaki Starbucks'ta önce bir ice latte (4.5 euro), sonra ikinci bir ziyarette earl grey çay (3.75 euro) içtim. Paris'ten ayrılmak için Flixbus ile Metz'e gidecek bileti 10 euroya aldım ve Lüksemburg Şehri'ndeki Youth Hostel'de 1 gecelik kahvaltı dahil konaklamayı 26.75 euroya önceden ayarladım. McDonald's'ta 2'li menü 10 euro, 3 kruvasan (0.80 euro), sakız (1 euro), meyve suyu (1.30 euro) ve mini bir dezenfektan (2 euro) toplamda 6.30 euro tuttu. KB Coffee'den bir ice latte 5.50 euro, iki tren bileti için de 4 euro ödedim. Günün toplamı 76.5 euro oldu.
Paris günlerinde fark ettiğim küçük detaylar da vardı: tren istasyonlarının hepsinde yiyecek içecek kioskları bulunuyor, reçelleri bizdekinden farklı olarak daha çok jelimsi bir kıvamda, ve gauda peyniri bizim kaşar peynirimizle neredeyse aynı kıvam ve tatta. Öte yandan park, gar ve otopark gibi ortak kullanım alanları sürekli kötü kokuyordu; çoğu insanın tuvaletini dışarıda yaptığını düşündüm. Paris'ten ayrılırken elimde kalan nakit 620 euroydu.
Lüksemburg: Küçük Ama Pahalı Bir Durak
15 Eylül'de Paris'ten Lüksemburg'a geçiş yaptım. Önce bir tren bileti (2 euro), sonra soğuk sandviç ve kola (6 euro) ile kendimi yola hazırladım. Metz'den Lüksemburg'a tren 10 euroydu. Youth hostelde havlu için 3 euro, Telios restoranda yemek ve kola için 12 euro, yine hostelde bir latte için 2.5 euro ödedim. Hatıra olarak iki adet madeni para aldım, 4 euro. Günün toplam ödemesi 40 euro oldu.
Lüksemburg'da dikkat çekici bir detay: şehirde hostel sayılabilecek tek yer Youth Hostel'di, alternatif pek yok. Havlu için 10 euro depozito alınıyor ve iade ederken 7 euro geri veriliyor - yani havlu kullanımı net 3 euroya mal oluyor. Ayrıca kart için 2 euro depozito alınıyor, çıkışta bu da iade ediliyor. Bu dönemde Covid-19 nedeniyle gittiğiniz her yerde AntiCovid uygulamasını göstermeniz gerekiyordu, bu yüzden telefon şarjını ve uygulamayı güncel tutmak önemliydi.
Frankfurt: Almanya'ya İlk Adım
16 Eylül sabahı Lüksemburg'da güne Coffee Fellows'ta bir latte ile başladım, 4.10 euro. Ardından Ankara Snaks'tan dürüm ve ayran aldım, 7 euro - gurbette yine bir Türk lezzeti imdada yetişti. Öğleden sonra aynı kafeden bir karamelli latte daha içtim, 4.40 euro. Hazırlık olarak 10'lu maske (3 euro) ve 5'li tıraş bıçağı (2.25 euro) aldım, toplamda 5.25 euro. Hatıra olarak 6'lı bir Lüksemburg magnet seti için 7 euro ödedim.
Öğleden sonra Lüksemburg'dan Saarbrücken üzerinden Frankfurt Main'e tren yolculuğu 20 euroya mal oldu. Frankfurt'ta konakladığım A&O hostelinde bir gecelik 6 kişilik oda, açık büfe kahvaltı (7.65 euro) ve havlu (1.5 euro) dahil toplam 21.75 euro ödedim. Tren istasyonundaki bir yiyecek kioskundan küçük bir şeyler almak 1.20 euroya, bir tren bileti de 2.75 euroya mal oldu. Günün toplam harcaması 73.45 euro oldu.
Bu günden çıkardığım en önemli ders, tren istasyonlarındaki kioskların aşırı pahalı olduğu ve mümkünse tercih edilmemesi gerektiğiydi. Ayrıca Almanya'da trenlerde genellikle turnike ya da bilet kontrol sistemi yok; ücret ödemeden oturabiliyorsunuz, ama kontrolcülere yakalanırsanız cezası tamamen size ait oluyor - riski görmezden gelmemek lazım.
17 Eylül'de Frankfurt'ta tam bir gün geçirdim. Şehir içinde bir Lime scooter kiralamak 5.20 euroya mal oldu. Öğle yemeğimde steak, patates ve kola sipariş ettim, 9.20 euro. Starbucks'tan büyük boy latte 4.50 euro, McDonald's'ta 2 burgerli menü 9 euro tuttu. Akşam havalimanında McDonald's'tan latte ve donut aldım, 5.20 euro. Frankfurt'tan Berlin'e Blablabus ile devam etmek için 16 euro ödedim, yol arasında bir Shell istasyonunda tuvalet kullanmak için de 0.80 euro istediler. Günün toplamı 50 euro oldu.
Frankfurt'ta öğrendiğim faydalı bir bilgi de şudur: Lime, Tier, Bolt, Bird, Lyft ve Volt gibi elektrikli scooter ve bisiklet uygulamalarını mutlaka indirin. Genel fiyatlandırma başlangıçta 1 euro, sonrasında dakika başına 0.29 euro şeklinde işliyor - kısa mesafeler için toplu taşımadan bile pratik olabiliyor.
Berlin'e Doğru
18 Eylül'de Blablabus beni Berlin'e bıraktığında, Almanya'nın ikinci durağına, bu kez başkente adım atmış oldum. Önümde hâlâ İsviçre, Liechtenstein, Danimarka, İsveç, Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya ve Finlandiya'ya uzanan uzun bir yol vardı - bir ayın daha ilk haftasını bile doldurmamıştım ve cebimdeki nakit şimdiden erimeye başlamıştı. Ama Saraybosna'dan yola çıkarken hayal ettiğim o çılgın, on iki ülkelik rotanın ilk halkaları sağlam bir şekilde yerine oturmuştu.
Pratik Bilgiler / Bütçe Özeti
Seyahatin bu ilk haftasında (11-18 Eylül) harcadığım tutarları topladığımda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: ilk gün Saraybosna'dan Paris'e geçiş 1110 TL ve 110 euro; Paris'te ilk iki gün 170 euro; üçüncü Paris günü 35 euro; dördüncü Paris günü (Lüksemburg hazırlığıyla birlikte) 76.5 euro; Lüksemburg'a geçiş günü 40 euro; Lüksemburg'dan Frankfurt'a geçiş günü 73.45 euro; Frankfurt'taki tam gün 50 euro. Sadece euro bazında toplarsak bu yedi günde yaklaşık 445 euro harcanmış oldu, buna havaalanı günündeki 110 euroluk harcama da dahil. Paris'ten ayrılırken elimde 620 euro nakit kaldığı not edilmişti, yani bütçe toplam olarak ağır ağır ama kontrollü bir şekilde eriyordu.
Tasarruf için ise rotanın daha ilk günlerinde bile birkaç net ders çıktı. Havayolu bagaj kurallarına (özellikle Wizz Air gibi bagaj konusunda çok titiz şirketlerde) önce bakıp ona göre paketlenmek, sonradan havaalanında 30 euroluk sürprizlerden kurtarabiliyor. Hostellerde su, sabun ve havlu gibi küçük ihtiyaçları dışarıdaki marketten almak, aynı ürünü hostel resepsiyonundan almaya kıyasla ciddi fark yaratıyor - 0.5 litre suya hostelde 2 euro verirken, marketten 1.5 litre suyu 1 euroya alabiliyorsunuz. Tren istasyonlarındaki kiosklardan uzak durup, yemek ihtiyacını şehir içindeki restoran ve marketlerden karşılamak da bütçeyi rahatlatan bir başka alışkanlık oldu. Bir aylık yerel SIM kartı (Lyca Mobile'ın 50 GB + 30 GB hediye paketi gibi) başlangıçta cazip görünse de, şehir içinde çekim gücü zayıf kalabiliyor ve hotspot olarak kullanılamayabiliyor, bu yüzden alternatif olarak kafe ve halka açık Wi-Fi ağlarına da güvenmek gerekebiliyor. Son olarak, Lime, Tier, Bolt gibi scooter uygulamalarını indirip kısa mesafelerde kullanmak, hem zamandan hem de toplu taşıma biletlerinden tasarruf sağlıyor. Böyle çok ülkeli bir rotada yurtdışında internet ve para yönetimi kritik: eSIM rehberimiz ve kart & döviz rehberimiz işinizi kolaylaştırır.
![Saraybosna'dan Berlin'e: Paris, Lüksemburg ve Frankfurt Gezi Notları [2021]](https://dijigezgin.com/uploads/covers/1-ayda-12-ulke-fransa-luksemburg-almanya-isvicre-liechtenstein-danimarka-isvec-polonya-litvanya-letonya-estonya-finlandiya.jpg)


