Türk mizah edebiyatının en özgün kalemlerinden Aziz Nesin (1915-1995), yazdıklarıyla yalnızca kendi ülkesinde değil, dünya çapında da adından söz ettirmiş bir isimdi. Ama kariyerinin en ilginç sayfalarından biri, edebiyat çevrelerinden değil, doğrudan saraylardan geldi: 1949 yılında, aralarında bir kraliyet prensesinin, bir kralın ve bir şahın da bulunduğu üç farklı ülkenin devlet başkanı, tek bir yazı yüzünden Aziz Nesin'e dava açtı. Bugün kulağa bir şehir efsanesi gibi gelse de bu olay, dönemin gazete ve mahkeme kayıtlarıyla doğrulanmış gerçek bir tarihi vakadır.

Aziz Nesin Kimdi?

Asıl adı Mehmet Nusret olan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915'te İstanbul Heybeliada'da doğdu. Yüzden fazla kitaba imza atan, ellinin üzerinde takma isim kullanan yazar, Türk mizah edebiyatının en üretken ve en keskin dilli temsilcilerinden biri oldu. Kara mizahı, toplumsal eleştiriyle harmanlayan üslubuyla tanınan Nesin, sadece güldürmekle kalmadı; dönemin iktidarlarını, bürokrasisini ve toplumsal çarpıklıklarını acımasızca hicvetti. Bu keskin dili, hayatı boyunca defalarca mahkeme kapılarında sürünmesine, hapis yatmasına neden oldu.

Nesin'in dünya çapındaki tanınırlığı da göz ardı edilemeyecek boyuttaydı. UNESCO'nun dünya çeviri bibliyografyası Index Translationum'a göre, eserleri yabancı dillere en çok çevrilen Türk yazarlar arasında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet'in ardından dördüncü sırada yer alıyordu. Kitapları onlarca dile çevrildi, dünyanın dört bir yanındaki okurlara ulaştı. 1994 yılında Uluslararası Gazeteciler Koruma Komitesi'nin (CPJ) Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü'ne layık görülmesi de, sözünü sakınmayan bu duruşunun uluslararası alanda nasıl karşılık bulduğunun bir göstergesiydi. Üstelik 1972'de kurduğu Nesin Vakfı ile kimsesiz ve yoksul çocuklara burs sağlayarak edebiyatın sınırlarını aşan bir miras da bıraktı.

Bir Mizah Dergisi, Bir Grup Öfkeli Devlet Başkanı

Hikâyenin fitilini ateşleyen, Nesin'in 1946'da yazar Sabahattin Ali ile birlikte çıkardığı mizah dergisi Marko Paşa oldu. Dergi, döneminin iktidarına yönelttiği sert eleştiriler yüzünden defalarca kapatıldı; her kapatmanın ardından Nesin ve arkadaşları, "Malum Paşa", "Merhum Paşa" gibi farklı isimlerle yeniden yayın hayatına döndü. Bu inatçı, boyun eğmeyen tavır, Nesin'in imzasını taşıyan yazıların her dönemde bir şekilde okurla buluşmasını sağladı.

1949 yılına gelindiğinde, Nesin'in kaleme aldığı "Krallar İşi Azıttılar" başlıklı yazı, tam anlamıyla bir diplomatik krize dönüştü. Yazıda Nesin, dönemin kraliyet ailelerinin özel yaşamlarına, evlilik ve aşk skandallarına ayrılan gereksiz ilgiye alaycı bir dille yükleniyor, halkın gerçek sorunları dururken kamuoyunun krallarla kraliçelerin özel hayatlarıyla meşgul edilmesini hicvediyordu. Aynı dönemde yazdığı "Pamuk Prenses Elizabeth Doğurdu" gibi başka yazılar da benzer bir alaycı tonu taşıyordu.

Saraylardan Ankara'ya Art Arda Şikâyetler

Yazı, üç ayrı ülkenin başkentlerinde adeta bomba etkisi yarattı. İngiltere'nin o dönem henüz tahta çıkmamış veliaht prensesi Elizabeth (sonradan Kraliçe II. Elizabeth), Mısır Kralı Faruk ve İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, Ankara'daki büyükelçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak kendilerinin aşağılandığı gerekçesiyle Aziz Nesin hakkında dava açılmasını talep ettiler. Dönemin anlatılarına göre süreç neredeyse bir diplomatik koreografi gibi işledi: önce İngiliz büyükelçilik yetkilileri Mısır büyükelçiliğine gitti, ardından iki heyet birlikte İran büyükelçiliğiyle temasa geçti, son olarak üç büyükelçilik birlikte Dışişleri Bakanlığı'na başvurdu.

Dava Süreci ve Karar

Sonuç, Aziz Nesin için ağır oldu: yazar, "yabancı devlet başkanlarını tahkir" suçlamasıyla yargılandı ve toplamda yedi ay hapis cezasına çarptırıldı. Nesin bu cezasını fiilen çekti. Kendisi daha sonra bu süreci anlatırken, halkın gerçek dertleri varken kraliyet ailelerinin aşk ve evlilik meseleleriyle uğraşmasına duyduğu tepkiyle yazıyı kaleme aldığını belirtmişti — yani olay, kişisel bir hakaretten çok, toplumsal önceliklere dair bir eleştiriydi.

Hikâyenin belki de en ilginç ayrıntısı, Prenses Elizabeth ile ilgili kısımda ortaya çıkıyor. Elizabeth'in şikâyeti üzerine açılan dava, teknik bir gerekçeyle düşürüldü: 1949 yılında Elizabeth henüz Birleşik Krallık tahtına çıkmamış, dolayısıyla hukuken bir "devlet başkanı" sayılmıyordu. Bu nedenle mahkeme, kendisiyle ilgili suçlamayı reddetti ve Nesin bu özel dava kaleminden aklandı. Ne var ki Mısır Kralı Faruk ve İran Şahı, olayın gerçekleştiği tarihte fiilen tahtta oturan devlet başkanları oldukları için, onlarla ilgili suçlamalar mahkemede karşılık buldu ve cezanın gerekçesini oluşturdu.

Efsane mi, Gerçek mi?

Böylesine sıra dışı bir hikâye, zamanla abartılıp çarpıtılarak bir şehir efsanesine dönüşme riski taşır. Ancak bu olay, gazete arşivlerinde ve dönemin hukuki süreçlerine dair anlatılarda tutarlı şekilde yer alıyor: yazının başlığı, üç farklı ülkenin adı, davanın gerekçesi ve Nesin'in aldığı ceza, birbirinden bağımsız kaynaklarda büyük ölçüde örtüşüyor. Elbette 1949'un mahkeme tutanaklarına birebir ulaşmak günümüzde kolay değil; yine de olayın çerçevesi — kimlerin dava açtığı, hangi yazı yüzünden açıldığı ve sonucun ne olduğu — güvenilir biçimde doğrulanabiliyor.

Bir Yazarın Cesaretinin Simgesi

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Aziz Nesin'in bir kral, bir şah ve bir prenses tarafından aynı anda dava edilmesi, hem dönemin otoriter siyasi ikliminin hem de Nesin'in asla susmayan kaleminin çarpıcı bir özeti gibi duruyor. Nesin için bu, kariyerinin tek hukuki başı derdi değildi elbette — yazarlık hayatı boyunca benzer davalarla, gözaltılarla ve hapis cezalarıyla defalarca karşılaştı. Ama krallık ve saltanatla dalga geçtiği için üç ülkenin resmi şikâyetine konu olması, onu Türk edebiyat tarihinde gerçekten benzersiz bir noktaya taşıyor: bir kahvehane köşesinde değil, doğrudan Ankara'daki büyükelçilikler aracılığıyla, sarayların gündemine giren bir mizah yazarı.

Aziz Nesin'in mirası bugün de yaşıyor; kitapları hâlâ okunuyor, adı taşıyan vakıf hâlâ çocuklara destek oluyor. Ama belki de en akılda kalıcı anekdotlardan biri, bir gazete köşesinde yazdığı birkaç cümlenin, dünyanın farklı köşelerindeki üç ayrı tahtı aynı anda rahatsız edebildiği o 1949 yazı oluyor.