Kısa cevap: Hayır, "Boraltan Köprüsü hiç yaşanmadı, öyle bir köprü yok, kimse iade edilmedi" iddiası doğru değil. Ama sosyal medyada dolaşan bazı abartılı, tek bir ismi hedef alan anlatılar da tarihsel gerçeği tam yansıtmıyor. 1945 yılında Türkiye'den Sovyetler Birliği'ne asker kökenli mültecilerin iade edildiği olay, Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarıyla, Bakanlar Kurulu kararıyla ve dönemin resmi yazışmalarıyla belgelenmiş, gerçekten yaşanmış bir olaydır.
Sosyal Medyada Dolaşan İki Farklı İddia
Boraltan Köprüsü konusu internette iki uç noktada dolaşıyor. Bir yanda, olayı tamamen reddeden bir anlatı var: "Türkiye'de Boraltan diye bir köprü yok, kimse iade edilmedi, bu bir uydurmadır." Diğer yanda ise olayı çok kesin rakamlarla ve tek bir siyasi ismi hedef alacak şekilde anlatan, doğrulanmamış detaylarla süslenmiş paylaşımlar dolaşıyor. İkisi de, elimizdeki resmi belgelerle karşılaştırıldığında sorunlu. Bu yazıda, olayın TBMM tutanaklarına ve tarihçilerin araştırmalarına dayanan çerçevesini ortaya koyuyoruz.
Türkiye'nin 1945'teki Konumu: Savaşın Sonunda Taraf Değişimi
İkinci Dünya Savaşı boyunca büyük ölçüde tarafsız kalan Türkiye, savaşın sona ermesine kısa bir süre kala, 23 Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti. Bu adım fiilen bir çatışmaya girmeyi değil, kurulmakta olan Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olarak katılabilmeyi hedefliyordu; San Francisco Konferansı'na davet edilebilmek için devletlerin belirli bir tarihe kadar Mihver devletlerine savaş ilan etmiş olması şartı aranıyordu. Aynı dönemde Türkiye, Sovyetler Birliği'nin Kars-Ardahan ve Boğazlar üzerindeki taleplerinin baskısı altındaydı ve Batılı müttefiklerle ilişkilerini güçlendirme çabasındaydı. Bu bağlam, Ankara'nın izlediği dış politika kararlarını doğrudan etkiliyordu.
Mülteciler Kimdi, Neden Türkiye'deydiler?
Savaş yıllarında, çoğu Azerbaycan Türkü kökenli olmak üzere, Sovyet ordusundan kaçan ya da Sovyetler'e karşı Alman saflarında yer aldıktan sonra geri dönmek istemeyen çok sayıda asker kökenli kişi Türkiye topraklarına sığınmıştı. Bu kişiler, Türkiye'nin savaşa taraf olmayan konumu nedeniyle bir süre enterne edilerek ülkede tutuldu. Savaşın sona ermesiyle birlikte bu kişilerin hukuki statüsü ve akıbeti, Türkiye'nin yeni dış politika dengeleri içinde çözülmesi gereken bir mesele haline geldi.
Bu durum Türkiye'ye özgü de değildi. Yalta Konferansı'nda müttefikler arasında varılan mutabakat gereği, savaş sonunda Batı'daki müttefik kontrolündeki bölgelerde bulunan Sovyet uyruklu askerlerin ve sivillerin, istekleri sorulmaksızın SSCB'ye iade edilmesi kararlaştırılmıştı. Bu politika, tarih literatüründe "zorunlu iade" (forced repatriation) olarak anılır ve İngiltere, ABD gibi ülkelerde de benzer iadeler, çoğu zaman trajik sonuçlarla, gerçekleşmiştir. Türkiye bu anlaşmanın resmî tarafı olmasa da, savaş sonrası Sovyetler'le ilişkilerini gözeten benzer bir mütekabiliyet mantığıyla hareket etmiştir.
6 Ağustos 1945: Boraltan'daki İade
21 Mayıs 1945 tarihli ve 3/2563 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, savaş halindeki devletlerin asker kökenli mültecilerinin "mütekabiliyet" yani karşılıklılık ilkesi çerçevesinde geri verilmesi onaylandı. Bu karar uyarınca, Türkiye'de bulunan 237 Sovyet uyruklu mülteciden 195'i, 6 Ağustos 1945'te Iğdır yakınlarındaki Aras Nehri üzerinden, Boraltan mevkiindeki geçiş noktasından SSCB'ye teslim edildi. Tarihçi Doç. Dr. İsmail Köse'nin arşiv araştırmasına göre, iade edilen bu kişilerin büyük bölümü — 193 kişi — sınırı geçtikten kısa bir süre sonra kurşuna dizilerek hayatını kaybetti. Kesin mülteci sayısı konusunda kaynaklar arasında farklılıklar var; bazı araştırmalarda 247 rakamı geçerken, bazı popüler anlatılarda 400'ün üzerinde rakamlardan söz ediliyor. Bu farklılık, dönemin Sovyet arşivlerine sınırlı erişim ve olayın uzun süre kamuoyundan gizli kalmış olmasıyla ilişkilendiriliyor.
Olay Meclise Nasıl Taşındı: 1951 TBMM Tutanağı
Boraltan'daki iade, 1945'te yaşanmasına rağmen Türkiye kamuoyunun gündemine ancak altı yıl sonra, 1951'de girdi. Demokrat Parti Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan, konuyu Meclis'e taşıyarak dönemin hükümetinden açıklama istedi. 18 Temmuz 1951 tarihli oturumda (TBMM Tutanak Dergisi, Cilt 9, Sayı 91, s. 203-206), dönemin Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu kürsüden resmî bir yanıt verdi.
Adalet Bakanı'nın Meclis Kürsüsünden Söyledikleri
Nasuhioğlu'nun açıklamasına göre, Türkiye'nin Almanya'ya savaş ilan edip Sovyetler Birliği ile aynı safta yer almasının ardından, karşılıklı asker iadesi için adımlar atıldı. Türkiye'de bulunan 237 Sovyet askerinden 195'i 6 Ağustos 1945'te SSCB'ye teslim edildi. Ancak SSCB'de bulunduğu bilinen bir Türk subayı ile üç askerin iadesi konusunda Sovyet tarafından "izlerine rastlanamadı" cevabı gelince, Türkiye teslim işlemlerini durdurdu. Geriye kalan ve Yozgat'taki bir kampta tutulan Sovyet uyruklu kişiler 1947'de serbest bırakıldı; bunlardan Türk soyundan gelenlere, isterlerse Türkiye vatandaşlığına geçme hakkı tanındı. Bu detaylar, olayın hem gerçekleştiğini hem de tek taraflı bir "sınır dışı etme dalgası" olmadığını, karşılıklılık esasına dayalı ve zaman içinde durdurulan bir süreç olduğunu gösteriyor.
Peki "Hiç Yaşanmadı" İddiası Neden Yanlış?
Olayın hiç yaşanmadığını ya da uydurma olduğunu savunan paylaşımlar, aslında mevcut belgelerle doğrudan çelişiyor. İsmet İnönü Vakfı'nın kendi resmî internet sitesinde "Boraltan Köprüsü Olayı — Ağustos 1945" başlıklı bir sayfa bulunuyor ve olayı tarihsel bir gerçek olarak ele alıyor. Bağımsız bir doğrulama platformu olan Malumatfuruş, "resmi belge yok" iddiasını incelediği bir yazısında, TBMM tutanaklarını, Bakanlar Kurulu kararını, İçişleri Bakanlığı yazışmalarını ve dönem tanıklarının ifadelerini bir araya getirerek bu iddiayı çürütmüş durumda. Kısacası, olayın kendisi tartışmalı değil; tartışmalı olan yalnızca bazı ayrıntılar (kesin kayıp sayısı gibi).
Sorumluluk Tartışması: Tek Bir İsme İndirgemek
Sosyal medyada dolaşan bir başka çarpıtma biçimi ise, kararın tek bir kişinin, özellikle dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün şahsi inisiyatifiymiş gibi sunulması. Oysa akademisyen Prof. Dr. Hakkı Uyar'ın araştırmasına atıfla kaleme alınan incelemelerde belirtildiği üzere, iade kararı Bakanlar Kurulu'nun ortak kararıdır ve dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu'nun sorumluluğu da en az İnönü kadar tartışılması gereken bir konudur. Kararın tek bir isme indirgenmesi, dönemin dış politika baskılarını (Sovyet tehdidi, müttefik ilişkileri, BM üyeliği süreci) göz ardı eden, seçici bir hafıza biçimidir.
Sonuç: Gerçek Nerede?
Boraltan Köprüsü'nde 1945'te yaşanan iade olayı, TBMM tutanaklarıyla, Bakanlar Kurulu kararıyla ve tarihçi araştırmalarıyla belgelenmiş bir gerçektir: 237 kişiden 195'i SSCB'ye teslim edilmiş, bunların büyük çoğunluğu kısa süre içinde hayatını kaybetmiştir. Olayın "hiç yaşanmadığını" iddia etmek, elimizdeki resmi kayıtları görmezden gelmek anlamına gelir. Öte yandan, olayı doğrulanmamış rakamlarla abartmak ya da dönemin karmaşık dış politika koşullarını yok sayarak tek bir isme fatura etmek de gerçeği çarpıtır. Konuyla ilgilenenler için en sağlam kaynaklar, TBMM Tutanak Dergisi'nin 18 Temmuz 1951 tarihli 101. birleşimi ve akademik tarihçilerin arşiv temelli araştırmalarıdır.



