Büyükbakkalköy: Rum Köyünden Mübadil Köyüne Dönüşüm – Mülkiyetin El Değiştirmesi ve Unutulan Hikayeler
Büyükbakkalköy, İstanbul’un çeperinde bulunan ve çok eski yerleşim yerlerinden biri olmasına rağmen, günümüzde pek çok kişinin bilmediği dramatik bir geçmişe sahiptir. Bu küçük mahalle, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde yaşanan en köklü toplumsal dönüşümlerden birinin sessiz tanığıdır. Eski bir Rum köyü olan Büyükbakkalköy’ün mübadil köyüne dönüşümü, sadece demografik bir değişim değil, aynı zamanda mülkiyetin el değiştirmesi ve kültürel kimliğin tasfiyesi sürecinin canlı bir örneğidir.
Eski Bir Rum Köyü: Büyükbakkalköy’ün Tarihi
Geç Osmanlı döneminde önce Üsküdar, daha sonra Kartal kazalarına bağlı olan Büyükbakkalköy, 1800’lü yıllara kadar giden arşiv belgelerinde, Rum köylünün ödediği cizye, köyün muhtarı, papazı ve ahaliye dair bilgilerle kayıtlarda yer almaktadır. Bu köy, Samandıra bölgesindeki diğer Rum köyleri olan Paşaköy ve Küçükbakkalköy ile benzer dokuya sahip, tarihsel olarak birbiriyle ilişkili yerleşim yerlerinden biriydi.
Rum Mirasının İzleri
Köydeki Rum mirası, çok uzun yıllar boyunca hem mekânsal anlamda hem de kolektif hafızada yaşamaya devam etmiştir. 1930 ve 1940’lı yıllarda doğmuş ikinci kuşak mübadiller bile köyün Rum karakterini çok net olarak hatırlamaktadırlar.
Aktarımlara göre Büyükbakkalköy, ayazmasıyla birlikte çevredeki Rum köylerinden farklı olarak büyük bir kiliseye sahipti. Kayışdağı’ndan gelen suların aktığı, birkaç tane çeşmesi olan, ahırları ve meyve bahçeleri bulunan ahşap evlerden oluşan bir köydü. Köyde tarım ve hayvancılık ile birlikte, bağcılık ve şarap üretimi yapılıyordu.
Köyün Fiziksel Yapısı
İpek kozacılığının gelişmiş olduğu köyde, büyük bir pazar kuruluyordu. Köyün ortak kullandığı bir taş fırın, dinlenme ve mesire yeri olan büyük çınar ve sosyalleşme mekânı olarak köy kahvesi bulunuyordu. Köyde, kilisesinin yanında, sonradan mübadiller tarafından kullanılacak bir Rum okulu vardı. Birkaç yüz metre ileride, bugün tellerle çevrilmiş, mezarlık taşları kaldırılmış arazide, ‘meşatlık’, yani Rum mezarlığı yer alıyordu.
Rum Evlerinin Özellikleri
Mübadillerin çocuklarının ve gençliklerinin geçtiği bu Rum evlerini çok net hatırladıkları görülmektedir:
“Şimdi görmüş olduğunuz her evin bulunduğu yer Rum evinden yapılma. Bak kahvenin karşısındaki kerpiç evler, yani beton yok. Ağaç ve kerpiç. Ama çok güzel. İçten dubleks evler, rengarenk renk camlar… Hepsinin önünde çıkma balkonları vardı. Çok mükemmeldi.”
Bu tanıklıklar, Rum mimarisinin ne kadar gelişmiş ve estetik açıdan zengin olduğunu göstermektedir. Renkli camlar, çıkma balkonlar ve dubleks yapılar, dönemin Anadolu köy mimarisinde sıra dışı özelliklerdi.
Şiddet, Yerinden Etme ve Mülksüzleştirme
1919: Şiddetin Başlangıcı
1923 yılında yapılan nüfus mübadelesi ile köyün etnik-dini kompozisyonu köklü biçimde değişmişti. Ancak dönüşümler, daha önceden, özellikle savaş ve mütareke yıllarında tırmanan şiddet ortamında yaşanmaya başlamıştı.
17 Nisan 1919 tarihinde bir grup çete, Boyalı Çiftliği’nden Rum köylüleri dağa kaçırmış, Paşaköy, Yeniköy, Küçükbakkalköy ve Büyükbakkalköy Rum halkını kaçmaya zorlamışlardı. Bu olaylar, sistematik bir yerinden etme politikasının parçasıydı.
26 Nisan 1919: Büyükbakkalköy Baskını
Kayıtlara göre, 26 Nisan 1919’da 30 kişilik çete grubu Büyükbakkalköy’ü basarak soymuş, halktan bazısını öldürmüş, üç kişiyi de kaçırmışlardı. Rum Patrikhânesi’nin şikâyeti üzerine Dâhiliye Nezâreti, gerekli tahkîkâtın yapılması için İstanbul Vilâyeti’ne tahrirat göndermiştir.
Piskoposluk Belgelerindeki Vahşet
Kadıköy Piskoposluk belgelerinde, olayların şiddet boyutlarına dair daha açık ifadeler bulunmaktadır:
“30 kişilik bir çete, birbiri ardına Paşaköy, Büyük ve Küçükbakkalköy’ü basarak, köy halkını soyup acımasızca dövdükten sonra, hepsini tepelere doğru götürdüler… Pan. Hepanis ve J. Patzajis, Değirmentaşı yakınlarında, kelimenin tam anlamıyla parça parça edilmiş olarak bulundular.”
Bu vahşet örnekleri, etnik temizlik uygulamalarının ne kadar sistematik ve acımasız olduğunu göstermektedir.
1923 Mübadelesi ve Yeni Sakinler
Lozan Mübadele Anlaşması
30 Ocak 1923’te Lozan’da yapılan “Türk-Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol Anlaşması” gereğince, İstanbul dışındaki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya dışındaki Müslüman Türkler zorunlu göçe tabi olmuşlardı.
Mübadele kapsamında, Büyükbakkalköy’e Yunanistan ve Balkanlardan, çoğunlukla da Selanik’in Kılkış Köyü ve Drama’dan gelen göçmenler iskân edildi. Büyükbakkalköy’e 130 nüfus yerleştirilirken, komşu köyler Paşaköy’e 349, Küçükbakkalköy’e ise 123 nüfus yerleştirilir.
Uzun ve Zorlu Yolculuk
Mübadiller önce Trabzon, Samsun, Adapazarı, Safranbolu ve ardından Tuzla’ya kadar uzanan bir yolculuktan sonra Büyükbakkalköy’e gelirler. Tarım ve tütüncülükle uğraşan mübadiller, arazinin çok verimli ve hayvancılığa elverişli olması vesilesiyle Büyükbakkalköy’e göç ederler.
Emval-i Metruke: Mülkiyetin El Değiştirmesi
Yasal Çerçeve
Mübadele Sözleşmesi’ne göre, Müslümanların Yunanistan’da bıraktıkları menkul ve gayrimenkul malların tam mülkiyeti Yunan Hükümeti’ne geçerken, Rumların Türkiye’de bıraktıkları menkul ve gayrimenkul malların tam mülkiyeti de Türk Hükümeti’ne geçiyordu.
Emval-i metruke olarak adlandırılan bu mülkler, Rum ve Ermenilerden kalan bütün malları kapsar: ev, dükkan, mağaza, fabrika, değirmen, tarla, bağ bahçe, hamam, hastane, okul, binek hayvanı, ev eşyaları, atölyeler, imalathaneler, makineler gibi emval ve emlâk.
Keyfi Uygulamalar ve Gasp
Emval-i metrukenin uğradığı yağmanın boyutu, kitlesel halde gelen göçmenlerin yerleştirilmeleri sırasında büyük bir sorun teşkil eder. Evlerin çoğu “pay-paçak olmayı bekleyen bir orta malı” muamelesi görür.
Daha da önemlisi, emval-i metrukenin merkezin kontrolünde gaspı ve bölüşümüdür. Bu gaspa devlet erkanından dahiliye, maliye, adliye nezaretlerinin görevlendirdiği memurlar, askerler ve zabitan olmak üzere eşraf ve yerel halk da dahil olur.
Fuzuli İşgal Sorunu
Mübadillerin, iskân edildikleri yerlere gittiklerinde, mülkiyet hakkı kendilerine verilen ev ve mülklerin işgal edildiğini görmeleri nadir bir durum değildir. Dönemin koşullarında, keyfi gasplar o kadar yaygındır ki “fuzuli işgal” terimi kullanılmaya başlanır.
Büyükbakkalköy de mübadeleden önce böylesi bir işgal yaşayan köylerden biridir. Göçmenlerden bazıları, Büyükbakkalköy’e geldiklerinde kendilerine tahsis edilmiş olan kimi evlerin, önceden işgal edildiğini görür.
Define Aramaları ve Soygun
Büyükbakkalköy’de, define arama gibi gasp ve soygunculuğun başka biçimleri de görülür. Mübadiller köye ilk gelenlerin bu aramalara tanıklık ettiğini belirtirler:
“Altın arayan da olmuş [buradan], Büyükbakkalköy’deki Rumlar zenginmiş deniyor. Defineciler gelmiş evlere gelip bakmaya. Ocak-şömine varmış ve orada çömlek görmüşler ama altın yokmuş.”
Bu durum, Rum mülklerinin ne denli sistematik bir şekilde yağmalandığını ve hazine arayışlarının nasıl bir hırs haline geldiğini göstermektedir.
Millileştirilmiş Mülkler ve Patronaj İlişkileri
Mübadillerin Mülkiyet Hakları
Mübadillere ev, bahçe, tarım arazisi gibi özel mülkler ile büyük meralar, kahvehane, mezarlık alanı, Rum okulu, kilise ve bağlar gibi kamusal nitelikte mekânlar kalır. Mübadiller geniş topraklar üzerinde mülkiyet hakkına sahiplerdir ve çok uzun yıllar da böyle devam eder.
Sahip oldukları evler ve toprak, atalardan kalma şahsi mülk olarak ya da geçmişten gelen ortak kadim mülkler değil, devletin kendilerine verdiği yetkilerle edindikleri mülklerdi.
Yeni Ulus-Devletin Makbul Vatandaşları
Anadolu’nun herhangi bir köylüsünün sahip olduğu ve tasarruf hakkını elinde bulundurduğu en temel şeyleri, yani ev, geçimlik toprak, mera gibi mülkleri, mübadiller yeni ulus-devletin makbul vatandaşları olarak elde etmişlerdi.
Göçmenler siyasal patronajın ayrıcalıklı kesimleri arasında yer alıyordu. Aynı zamanda yeni bir çehre ve kimlik verilmek istenen toplumsal yapının oluşumunda ve ulusçuluk ideolojisinin toplumsallaşmasında belirleyici olan yeni vatandaşlar olarak görülüyordu.
“Gâvur” Mülkleriyle Eğreti İlişki
Adaptasyon Sorunları
Geçim biçimleri, meslek uğraşları ve kültür anlamında farklı pratiklere sahip mübadillerin göç ettirildikleri bir Rum köyüne adapte olmaları kolay olmaz. Gâvurlardan kalan mülklerle ilişkilerinin gerilimli ve çelişkili bir mahiyeti vardır.
Mübadiller uzun bir süre, ev gibi çok kişiselleşmiş mekânların dahi başkalarına ait olduğu gerçeğiyle birlikte yaşarlar. Bir Rum evinde çocukluğunu geçiren Üzeyme Umut, evin eski sahibi olan “gâvur”un bir gün gelip yaptığı ziyaretle ilgili şunları aktarmıştı:
“Bu ev var ya gâvur evi. Ondan sonra gâvur gelmiş, evi dolaşmış. Burada doğmuş, büyümüş, başlamış ağlamaya gâvur… bir helva verdi bize… Çok ağlamış… Bir daha görmedik, gelmedi.”
Rumların Eleştirileri
Mübadeleden sonra köyü ziyarete gelen Rumların mübadillere söyledikleri, mübadillerin içinde yaşamaya başladıkları ve edindikleri mülklerle kurdukları ilişkiye dair ipucu veriyor:
“Yahu siz sanki buradan hemen kalkıp gideceksiniz, ne bu hanelerinizin hali… Artık buralar sizin. Bakımsız [her yer], yol yok herhangi bir şey yok, nizam yok. Niye buraya sahip çıkmıyorsunuz, diye sitem ettiler [bize].”
Kültürel Kimliğin Tasfiyesi
Kilisenin Yok Edilmesi
Kolektif Rum kimliğinin önemli göstergeleri olan kilise ve mezarlıkların tahribi, millileştirme sürecinin en sert ve simgesel pratikleridir. Kutsal sayılan ayazması hayvanların su içtiği yalağa çevrilen, çocukların oyun alanı haline gelen kilise binası 1950’lere kadar fiziksel varlığını korur.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında askerlerce karargâh olarak kullanılan kilise, 1950’lere gelindiğinde askeri ve bürokratik yetkililerin ön ayak olmasıyla tamamen yok edilir:
“Kiliselerin ülkeye bela olmaması için, daha önce Türklerin yaşamadığı Rumların yaşadığı bu yörelerde zorunlu olarak bir okul, bir cami yapılması kararlaştırılmış… ‘kiliseleri yıkın’ diyor. ‘Onla, okul cami yapın yani bunun taşını, kiremidini, ağacını, camını, çerçevesini, demirini kullanın’ diyor.”
Mezarlığın Tahrip Edilmesi
Mübadillerin “meşatlık” diye andığı, Rum mezarlığı da kilise gibi yok edilir. Tarihi çok eskilere giden mezarlığın tüm taşları sökülür, herhangi bir işaret bırakılmaz. Mübadiller, mezarlık alanını boş bırakmış uğursuzluk getireceği inancıyla herhangi bir yerleşimde bulunmaz.
Sözlü Tarih ve Kolektif Hafıza
Tanıkların Önemi
2017 yılında gerçekleştirilen sözlü tarih çalışması, Büyükbakkalköy’e yerleşen mübadillerin eski kuşakları ve dönüşümlere doğrudan tanıklık etmiş kişilerle yapılan yüz yüze görüşmeler ve mahalle sakinleriyle yapılan kahve sohbetleri, mekânın tarihine dair farkındalığı arttırmıştır.
Resmi tarihin üstünü örttüğü bu mülkiyet dönüşümü kolektif hafızada yaşamaya devam ediyor. 1928 doğumlu Nadire Demirci, 1942 doğumlu Vahdettin Bilir, 1939 doğumlu Üzeyme Umut gibi tanıkların aktarımları, resmi kayıtlarda bulunmayan ayrıntıları ortaya çıkarmıştır.
Hafızadaki Çelişkiler
Mübadillerin hafızasında çelişkili duygular yaşandığı görülmektedir. Bir yandan Rum mirasına hayranlık, diğer yandan “gâvur malı” algısı; bir yandan nostalji, diğer yandan suçluluk duygusu bir arada bulunmaktadır.
Günümüzdeki Yeni Tehditler
Neoliberal Dönüşüm
Geniş yeşil alanlara sahip Büyükbakkalköy, bugün başka büyük bir dönüşümün eşiğinde. Kamulaştırma ve özelleştirme girişimleriyle, el koyma süreçleri yeniden yaşanıyor:
Kilise arazisinin önce Milli Emlak’a, oradan da ihaleyle bir şahsa satılması
Rum mezarlığının özel bir vakıfa satılıp özel mülkiyete tahvil edilmesi
Köyün tapulu meralık alanının özel bir üniversiteye çok ucuza satılıp elden çıkarılması
Ormanlık alanların niteliğinin değiştirilip yapılaşmaya açılması
Süreklilik ve Değişim
Bu örnekler ulus-devletlerin kuruluş çağından neoliberal çağa el koyma, mülksüzleştirme ve yerinden etme pratikleri açısından süreklilikler olup olmadığını düşünmeye davet ediyor ve özel mülkiyetin toplumsal kuruluşuna içkin şiddeti bir kez daha görünür kılıyor.
Sonuç: Tarihsel Derslerin Önemi
Büyükbakkalköy’ün Rum köyünden mübadil köyüne dönüşümü, sadece yerel bir hikaye değil, aynı zamanda ulus-devlet inşası sürecinde yaşanan toplumsal mühendisliğin somut bir örneğidir. Bu süreç şunları göstermektedir:
Etnik homojenleştirme politikalarının ne denli sistematik ve acımasız olabildiği
Mülkiyet transferinin siyasi patronaj ilişkilerindeki kritik rolü
Kültürel kimliğin tasfiyesinin fiziksel mekânlarla ne kadar bağlantılı olduğu
Kolektif hafızanın resmi tarih yazımından farklı gerçekleri sakladığı
Yerinden etme ve el koyma pratiklerinin farklı dönemlerde benzer şekillerde tekrarlanabildiği
Büyükbakkalköy’ün hikayesi, geçmişin sadece geçmişte kalmadığını, tarihsel süreçlerin günümüzdeki yansımalarını anlamamız açısından da kritik önem taşımaktadır. Bu hikaye, toplumsal hafızanın korunması ve farklı kimliklerin bir arada yaşayabilmesinin ne denli değerli olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
Sözlü tarih çalışmalarının önemi de bu bağlamda ortaya çıkmaktadır. Resmi kayıtlarda yer almayan, üstü örtülen ya da görmezden gelinen hikayeler, ancak tanıkların aktarımlarıyla gün yüzüne çıkabilmektedir. Büyükbakkalköy’ün Rum köyünden mübadil köyüne dönüşüm hikayesi, yaşayan hafızanın ne kadar kırılgan ve aynı zamanda ne kadar dirençli olduğunu göstermektedir.
Kaynak: Ayrıntı Dergi




Bu konuda geri bildirim bırakın