Kemeraltı Çarşısı'ndan geçen herkesin bir noktada karşılaştığı bir heykel var: hasır bir tabure üzerinde oturan, boynundan tablasını sarkıtmış, gözleri kapalı bir adam. Ocak 2021'de İzmirli heykeltıraş Can Akdaş tarafından yapılan bu heykel, Anafartalar Caddesi ile Milli Kütüphane Caddesi'nin kesiştiği noktaya yerleştirildi. Adı Mustafa Ayrıközü, ama İzmirliler onu yıllardır tek isimle biliyor: Benzinci Kör Hafız. Son dönemde Instagram'da da sık paylaşılan bir hikâyeye göre Hafız, gençliğini ve gözlerini Millî Mücadele'de vatan için feda etmiş bir gazi. Ama bu popüler anlatının, üzerinde ciddi bir tartışma olduğunu bilen çok az kişi var.
Yaygın anlatı: Antep ve Musul cephelerinde kaybedilen gözler
En çok paylaşılan versiyona göre Mustafa Ayrıközü 1902'de İzmir'de doğdu, Tıbbiye öğrencisiyken asker olarak cepheye gönderildi. Bazı anlatılarda Şahin Bey'in müfrezesinde Fransızlara karşı Antep'te çarpışırken sağ gözünü, ardından gönderildiği Musul cephesinde İngilizlere karşı savaşırken sol gözünü kaybetti. Görme yetisini tamamen yitirdikten sonra memleketi İzmir'e döndü ve Kemeraltı'nın girişinde hasır taburesine oturup çakmak gazı, ayna, tarak, çengelli iğne gibi ufak eşyalar satmaya başladı — bu düzeni yaklaşık 60-70 yıl sürdürdü. 1997'de hayatını kaybetti. Bu anlatı o kadar benimsendi ki İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi, anısını yaşatmak için heykel diktirdi, adını bir sokağa verdi; bir de "heykeli dikilsin" başlıklı bir Change.org imza kampanyası açıldı.
Peki gerçekten cephede mi kör oldu?
Burada işler karışıyor. Kent belleği araştırmacılarının 2020'de yayımladığı bir incelemeye göre, Mustafa Ayrıközü'nün bizzat anlattığı hikâye elde mevcut: 1937 tarihli Yedigün dergisinde gazeteci Kemal Kamil Aktaş'ın kendisiyle yaptığı bir röportaj var. Sekiz yıllık bir araştırmanın sonunda bulunan bu röportajda Hafız, savaşa hiç katılmadığını anlatıyor. Bu kaynağa göre Hafız 1900 doğumlu, aslen Sereç kökenli, Balkan Savaşı sırasında ailesiyle birlikte İzmir'e göç etmiş bir aileden geliyor ve gözlerini çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığı (o dönem Anadolu'da yaygın, günümüzde aşıyla eradike edilmiş bir viral hastalık) nedeniyle kaybetmiş — cephede değil.
Yani elimizde iki farklı hikâye var: biri onlarca gazete haberinde, resmî kurum açıklamalarında ve imza kampanyasında tekrarlanan "Millî Mücadele gazisi" anlatısı; diğeri, kendi ağzından alınmış 1937 tarihli bir röportaja dayanan ve bu anlatıyı doğrudan yalanlayan bir versiyon. dijigezgin olarak hangisinin kesin doğru olduğunu iddia etmiyoruz — birincil kaynak olan 1937 röportajını kendimiz görmedik, yalnızca ona dayanan bir araştırmayı okuduk. Ama okuyucuya sadece tek bir versiyonu "kesin gerçek" gibi sunmak da doğru olmaz.
Bir şehir efsanesi nasıl bu kadar güçlenir?
Bu noktada asıl ilginç soru "hangisi doğru" değil, "neden bu kadar insan gazi versiyonuna inanmayı tercih etti" sorusu. Kör bir seyyar satıcının gözlerini vatan uğruna kaybetmiş olması, onun 60 yıllık sabrına ve onuruna bir anlam katıyor; hikâyeyi daha da dokunaklı, daha da "hak edilmiş bir saygı" hâline getiriyor. Türkiye'de kent efsanelerinin çoğu böyle işler: gerçek bir kişi, gerçek bir mekân, ama zamanla üzerine toplumun ihtiyaç duyduğu bir anlam katmanı ekleniyor. Hafız'ın hikâyesinde de muhtemelen benzer bir süreç yaşandı — belki bir gazeteci, belki sözlü aktarım zinciri, "kör dilenci" imajını "kör gazi" imajına dönüştürdü ve bu daha güçlü anlatı zamanla resmî kayıtların önüne geçti.
Tartışmasız olan kısım: Kemeraltı'nın 60 yıllık onurlu simgesi
Gözlerini nasıl kaybettiğine dair anlatı ne olursa olsun, kaynakların hemfikir olduğu bir gerçek var: Mustafa Ayrıközü, görme engeline rağmen dilenmek yerine yıllarca dürüst bir esnaflık yaptı, Kemeraltı halkının saygısını kazandı ve çarşının değişmez bir parçası hâline geldi. Kemeraltı esnafının onunla ilgili anlattıkları — sabah ilk vapurla gelip aynı köşeye oturması, kimseden yardım istemeden kendi işini kurması, çakmak gazı satarken müşterisine asla yanlış para üstü vermemesi gibi detaylar — hep bu onurlu, kendine yetme temalı anlatıyı destekliyor. Heykelin bugün orada durmasının sebebi de aslında bu: bir savaş kahramanlığı iddiasından bağımsız olarak, sıradan bir insanın engeline rağmen sürdürdüğü onurlu mücadelenin sembolü olması.
Kemeraltı'nda onu ararken
Bugün Kemeraltı Çarşısı'na giden bir ziyaretçi, Anafartalar Caddesi'nden Milli Kütüphane Caddesi'ne doğru yürürken hasır taburesinde oturan bronz heykelle karşılaşabilir. Çevresinde hâlâ eskiden olduğu gibi seyyar satıcılar, baharatçılar, kuyumcular ve yüzyıllık hanlar sıralanıyor; birkaç sokak ötede Kızlarağası Hanı ve Hisar Camii gibi Osmanlı dönemine ait yapılar da çarşının tarihsel dokusunu tamamlıyor. Kemeraltı, sadece Hafız'ın değil, İzmir'in Osmanlı dönemine uzanan ticaret hafızasının da yaşadığı bir yer; çarşıyı gezerken zaman zaman durup yerel esnafa "Kör Hafız'ı hatırlıyor musunuz?" diye sormak, kayıtlara geçmemiş daha başka anılara da kapı aralayabilir — tıpkı bu yazının kaynaklarından birinin sekiz yıllık bir araştırmayla ortaya çıkardığı gibi.
Sonuç olarak Benzinci Kör Hafız'ın hikâyesi, tek cümleyle özetlenemeyecek kadar katmanlı. Ama hangi versiyonuna inanırsanız inanın, İzmir'in onu unutmamak için bir heykel dikecek kadar sahiplendiği gerçek — ve bu, başlı başına anlatılmaya değer bir hikâye.



