Kıbrıs Türk Toplumunun Siyasi Uyanışı ve Örgütlenme Süreci
İkinci Dünya Savaşı Sonrası Toplumsal Dönüşüm
İkinci Dünya Savaşı‘nın ardından Kıbrıs’ta yaşanan toplumsal değişimler, adanın gelecekteki siyasi yapısını derinden etkileyecek gelişmelere sahne olmuştur. Bu dönemde Kıbrıs Türk Toplumu‘nun önde gelen isimlerinden Dr. Fazıl Küçük‘ün başlattığı örgütlenme çalışmaları, toplumun siyasi kimlik kazanması açısından kritik önem taşımaktadır.
Dr. Fazıl Küçük‘ün teşvikiyle Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri‘nin kurulması ve Rumlardan ayrı meslek birliklerinin oluşturulması, Türk toplumunun özerk yapılanma sürecinin başlangıcını oluşturmuştur. Bu gelişmeler sonucunda AKEL‘den ayrılan Türk işçilerin kendi sendikalarını kurması, toplumsal ayrışma sürecini hızlandırmıştır.
Evkaf İdaresi ve Toplumsal Mobilizasyon
28 Kasım 1948 tarihinde Evkaf İdaresi‘nin Türk halkına devredilmesi amacıyla düzenlenen büyük miting, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi örgütlenme tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu mitingde tüm kasaba ve köylerden gelen halkın katılımı, toplumun birlik ve dayanışma düzeyini göstermektedir.
Bu mitingde genç hukukçu Rauf R. Denktaş‘ın yaptığı konuşma, kendisini Dr. Fazıl Küçük‘ün çalışma ekibine katılmasını sağlamış ve Kıbrıs Türk halkının lideri konumuna yükselişinin temellerini atmıştır. Bu gelişme, sonraki onlarca yıl Kıbrıs siyasetini şekillendirecek liderlik sürecinin başlangıcını oluşturmaktadır.
Kıbrıs’ta Enosis Hareketinin Yükselişi ve Sonuçları
Makarios’un Başpiskopos Seçilmesi ve Enosis Stratejisi
1950 yılında Makarios‘un Başpiskopos seçilmesi, Kıbrıs tarihinde karanlık dönemi başlatan kritik bir gelişme olmuştur. Başpiskoposluk yemininde “hayatının sonuna kadar Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması için mücadele edeceğine” dair İncil’e el basması, adada yaşanacak çatışmaların ideolojik temelini oluşturmuştur.
Bu gelişme, Kıbrıs adasında etnik gerilimin artmasına ve toplumsal barışın bozulmasına neden olan sürecin başlangıcını oluşturmaktadır. Enosis ideolojisi‘nin dini liderlik makamı aracılığıyla meşrulaştırılması, sorununun çözümsüzlük karakterini belirleyen temel faktörlerden biri haline gelmiştir.
EOKA’nın Kuruluşu ve Terör Faaliyetleri
Rumların İngilizlerden adanın Yunanistan’a bağlanması talebinin olumsuz yanıt alması üzerine, 1952 yılında Yunanistan’ın desteği ile Atina’da EOKA kurulmuştur. Bu örgütün 3 yıl içinde Kıbrıs’taki kuruluşunu tamamlaması ve Yunanistan’dan silahların kaçak yollarla adaya sokulması, sistematik şiddet döneminin hazırlığını oluşturmuştur.
1 Nisan 1955 tarihinde başlayan saldırılar, önce İngilizlere sonra da Türklere karşı yöneltilmiştir. Bu süreçte yaşanan olaylar:
- Türk köylerinin yakılması
- Evlerin yıkılması ve yağmalanması
- Hayvanlar ve zahirelerin talan edilmesi
- Türkler için uzun yıllar sürecek göçmenlik döneminin başlaması
Türk Direniş Örgütlerinin Oluşumu
1955-1957 yılları arasında Kıbrıs Türkleri, Rumların saldırılarına karşı çok kısıtlı olanaklarla direniş göstermeye çalışmışlardır. Bu dönemde kurulan Kara Çete, 9 Eylül ve Volkan gibi örgütler, mali açıdan zayıf, silah, personel, eğitim ve lojistik destekten yoksun bölgesel direniş grupları olmuştur.
Anavatan Türkiye‘nin personel, eğitim, mali ve silah desteği ile 1958 yılında kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT), Türk toplumunun örgütlü direniş kapasitesini güçlendirmiş ve yıllarca süren şanlı direniş dönemini başlatmıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Çöküşü
1960 Anayasal Düzeninin Oluşturulması
Türkiye’nin Kıbrıs konusunda taraf olması ile müzakerelerin başlaması, soruna uluslararası boyut kazandırmıştır. 1959 yılında İngiltere, Yunanistan ve Türkiye‘nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasını hazırlaması, çok taraflı diplomasi örneği oluşturmuştur.
16 Ağustos 1960 tarihinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Türklerin 3’e 7 oranında kurucu eşit ortak oldukları bir yapı olarak tasarlanmıştır. Bu anayasal düzen, iki toplumlu yapıyı hukuki güvence altına almayı amaçlamıştır.
1963 Anayasal Krizinin Patlak Vermesi
Türklerin elde ettikleri hakları kabul edemeyen Rumlar, hızla silahlanmaya başlamışlardır. Yunanistan’ın gizli yollardan adaya 20 bin komando, silah, cephane ve araç göndermesi, sistematik hazırlık sürecini göstermektedir.
21 Aralık 1963 tarihinde başlayan Türklere planlı saldırılar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin çöküşüne neden olmuştur. Bu süreçte yaşanan dramlar:
İnsan Hakları İhlalleri
- 103 Türk köyünün boşaltılması
- Türk evlerinin yıkılması ve yağmalanması
- Masum Türklerin yollardan toplanarak katledilmesi
- Soykırım boyutlarına varan sistematik şiddet
Ekonomik Ambargo
- 38 kalem ticari malın Türklere satışının yasaklanması
- Çocuk sütü dahil temel ihtiyaçların engellenmesi
- Ekonomik izolasyon politikasının uygulanması
Geçitkale Saldırısı ve Uluslararası Müdahale
15 Kasım 1967 tarihinde General Grivas komutasındaki beş bin kişilik Yunan Komando Tümeni‘nin Geçitkale köyüne saldırması, Kıbrıs konusunda dönüm noktası olmuştur. 27 şehit verilmesi ve köyün yakılması, Türkiye’nin ciddi müdahale kararı almasına neden olmuştur.
Türkiye’nin Yunanistan’a verdiği ağır nota ve TBMM’de adaya çıkarma kararının alınması, Makarios Hükümeti ve Yunanistan‘ı müzakere masasına oturtmuştur. Bu gelişme, diplomasi ve güç dengesinin Kıbrıs sorununun seyrindeki etkisini göstermektedir.
Müzakere Süreçleri ve Diplomatik Girişimler
Beyrut Görüşmeleri ve İlk Diplomatik Temaslar
Türkiye’nin ciddiyetinin fark edilmesi sonrasında, barış için müzakerelerin başlatılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. 1968 yılının Haziran ayında Türk Cemaat Meclisi Başkanı Rauf Denktaş ile Rum Cemaat Meclisi Başkanı Glafkos Klerides arasında Beyrut’ta başlayan ilk toplumlararası görüşmeler, diplomatic çözüm arayışlarının başlangıcını oluşturmuştur.
Yunanistan İç Siyasi Dinamikleri ve Kıbrıs’a Etkisi
Yunanistan’daki Albaylar Cuntası ile Rum lider Başpiskopos Makarios arasındaki iktidar mücadelesi, Kıbrıs sorununun karmaşıklaşmasına neden olmuştur. 1971 yılında General Grivas‘ın geri gönderilerek EOKA-B örgütünün kurdurulması, Makarios’u devirme çalışmalarını başlatmıştır.
Müzakerelerin Tıkanma Süreci
Makarios’un oyalama ve adayı ilk olanakta Yunanistan’a bağlama stratejisi, müzakerelerin sonuçsuz kalmasına neden olmuştur. 1972 yılında çözüme çok yaklaşılmasına rağmen, Makarios’un “Ben Türklere değil ortaklık, muhtarlık bile vermem” açıklaması ile müzakereler kopmuştur.
8 Haziran 1972‘de başlayan beşli görüşmeler, çeşitli aralıklarla 2 Nisan 1974‘e kadar sürmüş, ancak hiçbir sonuç alınamadan sona ermiştir. Bu süreç, toplam 6 yıl süren uzun soluklu bir diplomatik çaba örneği oluşturmuştur.
1974 Barış Harekatı ve Sonuçları
15 Temmuz Darbesi ve Helen Cumhuriyeti İlanı
Yunan cuntasının Makarios’u devirme kararı ve bunun el altından duyurulması, karşı tedbirler alınmasına neden olmuştur. Ancak 15 Temmuz 1974 sabahı saat 10’da başlayan darbenin başarıya ulaşması sonrasında, EOKA’cı Nikos Sampson Cumhurbaşkanı ilan edilmiştir.
Nikos Sampson‘un “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan ederek Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlandığını açıklaması, uluslararası hukuk açısından tek taraflı ilhak girişimi olmuştur.
Türkiye’nin Garantörlük Hakkı Kullanımı
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Garantörü olan Türkiye, Anayasa’nın EK 1, Madde 4‘ü uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tekrardan tesis etmek amacıyla 20 Temmuz 1974 sabahı müdahale etmiştir. Bu müdahale, uluslararası hukuk çerçevesinde meşru garantörlük hakkının kullanılması olarak değerlendirilmektedir.
Cenevre Müzakereleri ve İkinci Harekat
23 Temmuz günü BM’nin ateş kes çağrısı sonrasında 25 Temmuz’da Cenevre’de başlayan müzakereler 30 Temmuz’da bitmiştir. 8 Ağustos’ta tekrar başlayan görüşmelerde, Türklerin Kanton ve Federasyon önerilerinin Rumlar ve Yunanistan tarafından kabul görmemesi üzerine müzakereler tekrar kopmuştur.
İkinci Harekat‘ın başlaması ve 16 Ağustos’ta ateş-kes ilan edilmesi, Kıbrıs’ta yeni jeopolitik dengenin oluşmasını sağlamıştır.
Federasyon Arayışları ve Doruk Anlaşmaları Dönemi
Viyana Görüşmeleri ve Nüfus Mübadelesi
Barış Harekatı sonrası 26 Ağustos’ta başlayan ilk müzakereler, haftada bir gün olmak üzere devam etmiştir. Rumların olumsuz yaklaşımları sonucunda Şubat 1975’te KTFD‘nin ilan edilmesi üzerine Rumlar müzakere masasından kalkmışlardır.
Nisan 1975’te Viyana’da başlayan toplumlararası görüşmeler, Şubat 1976’da 5. turun sonunda bir kez daha kesilmiştir. Viyana Görüşmeleri‘nde varılan en önemli sonuç “Nüfus Mübadelesi Anlaşması” olmuştur. Bu anlaşmayla Güney’de kalan Türkler Kuzey’e, Kuzey’de kalan Rumlar da Güney’e geçmişlerdir.
1977-1979 Doruk Anlaşmaları
Makarios’la Denktaş arasındaki 27 Ocak ve 12 Şubat tarihlerinde gerçekleşen görüşmeler, 4 maddelik ilke anlaşması ile sonuçlanmıştır. Taraflar “bağımsız, bağlantısız bir federal cumhuriyet” kurulması konusunda uzlaşmışlardır.
3 Ağustos 1977’de Makarios’un ölümü sonrasında Spiros Kiprianu‘nun Rum Yönetimi Lideri seçilmesi, yeni bir dönem başlatmıştır. 18-19 Mayıs 1979’da Denktaş ve Kiprianu arasında imzalanan 10 maddelik anlaşma, siyaset tarihinde “1977-1979 Doruk Anlaşmaları” olarak anılmaktadır.
KKTC’nin İlanı ve Tanınma Süreci
Müzakerelerin Kesintiye Uğraması
1980 Ağustosunda tekrar başlayan görüşmeler, aralıklarla 1983 Mayısına kadar devam etmiştir. Rumların herhangi bir anlaşmaya niyetlerinin olmadığının anlaşılması üzerine, 15 Kasım 1983 tarihinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ilan edilmiştir.
İlk seçimi kazanan Rauf R. Denktaş KKTC Cumhurbaşkanı seçilmiş ve uluslararası tanınma süreci başlamıştır. Bu gelişme, Türk halkının self-determinasyon hakkının somut bir ifadesi olarak değerlendirilmektedir.
Cuéllar Belgesi ve Uluslararası Girişimler
BM Genel Sekreteri Pérez de Cuéllar‘ın çabaları sonucu 10 Eylül 1984’te New York’ta “dolaylı görüşmeler” başlamıştır. BM Genel Sekreteri‘nin her iki tarafın görüşlerini alarak masaya getirdiği belgeyi Denktaş’ın imzalamayı kabul etmesine rağmen, Kiprianu imzalamaktan kaçınmıştır.
Bu süreç, uluslararası toplumun çözüme çok yaklaştığını düşündüğü bir anda, Rumların oyalama stratejisi nedeniyle yeniden başa dönülmesine örnek oluşturmaktadır.
1990’lar ve 2000’ler: Yeni Dinamikler
Vasiliu-Denktaş Görüşmeleri
1988’de Rum Yönetiminin yeni başkanı Yorgo Vasiliu ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş arasında 1988 Eylül’ünden 1989 yazına kadar toplam 100 saat süren ikili görüşmeler gerçekleşmiştir. İlk başta iki tarafın olumlu açıklamalarına rağmen, Rum Ulusal Konseyi’nin baskısı ile Vasiliu anlaşmayı imzalamaktan vazgeçmiştir.
Klerides Dönemi ve Uzayan Müzakereler
1993 Şubatında yapılan başkanlık seçimlerini Glafkos Klerides‘in kazanması ile Denktaş ve Klerides 18 yıl aradan sonra toplumlararası görüşmelerde yeniden karşı karşıya gelmişlerdir. 1993-1994 yıllarında Lefkoşa ve New York, 1997’de Lefkoşa ve İsviçre’de gerçekleştirilen müzakerelerden sonuç çıkmamıştır.
Annan Planı Süreci
Aralık 1999’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan‘ın çağrısıyla New York’ta başlayan dolaylı görüşmeler Cenevre’de devam etmiştir. BM öncelikle Kıbrıs’ta olası çözümün dört ana unsuru olarak “hükümet, anayasa, toprak ve güvenlik” konularının ele alınmasını istemiştir.
Uluslararası toplumun büyük destek verdiği görüşmelerde hedef, Rumların AB’ye davet edildiği Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi öncesinde bir anlaşmaya varmaktı. 16 Ocak’ta başlayan görüşmelerde tam 58 kez biraraya gelen Denktaş ve Klerides somut bir ilerleme sağlayamamışlardır.
BM’nin ağırlığını koyması ile hazırlanan ANNAN planı 11 Kasım’da taraflara sunulmuştur. 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Referandumda Türkler Annan Planına “Evet”, Rumlar “Hayır” demiştir.
AB Üyeliği ve Değişen Dengeler
Rumların AB Üyeliği ve Sonuçları
Referandumdan 1 hafta sonra 1 Mayıs 2004 tarihinde Rumların AB’ye kabul edilmesi, hem Türkiye AB Katılım sürecini hem de Kıbrıs müzakerelerinin gidişatını olumsuz etkilemiştir.
Rumlar Kıbrıs konusunda AB’yi koz olarak kullanarak:
- Türkiye’ye baskı yaptırma yoluna gitmişler
- Müzakerelerin her seferinde çıkmaza girmesini sağlamışlar
- Türkiye-AB müzakerelerinde başlıkların dondurulmasını sağlamışlar
- İlerleme için Türkiye’den tavizler istenmesini başarmışlar
Papadopulos Dönemi ve Sertleşen Tutum
EOKA’cı Tassos Papadopulos‘un başkan olduğu dönemde müzakerelerden sonuç elde edilememiştir. Bu dönemde Kıbrıs Müzakerelerinde şu kabul edilemez talepler masaya konmuştur:
- Toprak tavizleri
- Egemenlik tavizleri
- Türkiye’den gelen kardeşlerin geri gönderilmesi
- Yapay sorunların çıkarılması
2000’ler Sonu ve Yeni Arayışlar
Hristofyas-Talat Görüşmeleri
Papadopulos’tan sonra Başkan seçilen Dimitris Hristofyas ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat Mart 2008’den Nisan 2010’a kadar 71 kez görüşmüşler ancak Rum Ulusal Konseyi‘nin Hristofyas üzerindeki baskıları ve tehditleri nedeniyle elle tutulur bir sonuç elde edilememiştir.
Türkiye’nin Yükselen Gücü ve Bölgesel Liderlik
Dünyadaki küresel ekonomik daralma, AB’de devletlerin batması, Amerika’da iflaslar yaşanırken Türkiye’nin 2010 yılının ilk çeyreğinde %11.4 oranında büyüme göstermesi bölgesel liderliğini pekiştirmiş ve Kıbrıs müzakerelerini Türklerin lehine etkilemeye başlamıştır.
Eroğlu Dönemi ve Yeni Koşullar
Nisan 2009 seçimleri ile iş başına gelen UBP Hükümetinde Başbakan olan Dr. Derviş Eroğlu, Nisan 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda KKTC Cumhurbaşkanı seçilmiş ve müzakere koşullarını açıklamıştır:
Temel Müzakere Koşulları
- Sürdürülebilir ve iki halkın “EVET” diyeceği bir çözüm
- Siyaseten ve Politik olarak Eşit iki halkın kuracağı yeni bir devlet
- Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi
- Türkiye’nin garantörlüğünün devamı
34 yıllık politik deneyimi ile Türkiye Cumhuriyeti ile sıkı bir işbirliğine giren Eroğlu, müzakerelerde yaptığı barışa ve çözüme yönelik önerileri ile Kıbrıs Rum tarafını ve Rum Lider Hristofyas‘ı bunaltmaya başlamıştır.
Crans Montana Süreci ve Son Dönem Gelişmeleri
Anastasiadis Dönemi ve Ekonomik Kriz
Şubat 2013’de Rum Başkanı seçilen Anastasiadis, ekonomik kriz nedeniyle iflas durumunda olan bir ülkenin başkanı olarak masaya oturmak istemeyince, müzakereler Şubat 2014’e kadar ertelenmiştir.
Akıncı-Anastasiadis Müzakereleri
2015 Nisanında KKTC Cumhurbaşkanlığını Mustafa Akıncı‘nın kazanması ile müzakerelere bırakıldığı yerden devam edilmiştir. Türk tarafı Anastasiadis ve Akıncı arasında sürdürülen müzakerelerde çok yapıcı davranmış ve Rumların “Sıfır asker ve Sıfır Garanti” taleplerinin dışındaki tüm isteklerini kabul etmiştir.
Türk Tarafınca Kabul Edilen Rum İstekleri
Siyasi Haklar ve Temsil:
- Yasama ve yürütmede Kıbrıs Türkü’nün 1960 Anayasasında var olan ayrı oy çoğunluğu hakkının iptali
- Devlet Başkanlığı seçiminde %20 çapraz oy prensibi nedeniyle Türk bölgesinde yaşayan Rumların, Kıbrıs Türklerinin Başkanının seçiminde %20 oranında oy kullanması
- Dönüşümlü Başkanlıkta sürelerin eşit olmaması
Demografik ve Topraksal Düzenlemeler:
- Kıbrıslı Rumlara Türk bölgelerinde 4 özgürlük hakkının tanınması
- Türk topraklarına nüfusun dörtte biri oranında Rum yerleşmesi
- Türk nüfusunun dörtte bir oranında dondurulması
- KKTC topraklarının beşte birinin ve 40 civarında yerleşim yerinin Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi sonrasında Kıbrıs Türklerinin topraklarının %29.2’a inmesi
İstihdam ve İdari Yapı:
- Devlete istihdamlarda 70 Rum’a 30 Türk oranı
- Polis ve askerdeki istihdamlarda 60 Rum’a 40 Türk istihdam oranının kaldırılması
Mülkiyet ve Hareket Serbestisi:
- 4 kategorideki taşınmaz malların anlaşmanın ertesi günü otomatik olarak Rumlara iade edilmesi
- Mülkiyet konusunun iki federal devlet arasında değil, bireysel bazda çözülmesi
- Yunanların Kıbrıs adasına serbestçe giriş yapabilirken, Türklerin Şengen vizesi alarak giriş yapabilmeleri
Crans Montana’nın Çöküşü
Crans Montana’da Rumların bütün çabaları göz boyamaya yönelik olmuştur. Son toplantıda Rumların “toprakta kendilerinin sunduğu harita” ile “Sıfır asker ve Sıfır garanti” konularının Türk tarafınca kabul edilmesi durumunda “dönüşümlü başkanlığı” kabul edebilecekleri önerisi, Türk heyeti tarafından reddedilince, Rumlar müzakereleri sonlandırmışlardır.
Tatar Dönemi: İki Devletli Çözüm Paradigması
2020 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Yeni Yaklaşım
KKTC’de 18 Ekim 2020 tarihinde yapılan ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %51.74 oy alan Ersin Tatar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Seçim propagandası döneminde müzakere masasına BM ve ilgili taraflar tarafından “Eşit, Egemen, İki Devletli Çözüm” kabul edilmesinden sonra oturacağını açıklamış olan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bu sözünü tutarak BM, AB ve ABD‘nin tüm istek ve baskılarına rağmen müzakere masasına bu koşul oluşmadan oturmamak tavrını başarıyla sürdürmektedir.
Uluslararası Temsilcilik Girişimleri
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres‘in Kıbrıs sorunuyla ilgili kişisel temsilcisi olarak atadığı Maria Angela Holguin Cuellar, Kıbrıs sorununaki tüm paydaşlarla temas turuna New York’tan başlamış ve ilgili taraflarla tek tek görüşmesini sürdürmektedir.
Değişen Jeopolitik Dengeler ve Gelecek Perspektifi
Küresel Güç Dengelerinin Değişimi
ABD’nin duraklama, AB’nin gerileme dönemine girmiş olması ve Türkiye’nin süreç içinde zayıflayacağı beklentisinin aksine bölgenin politik lideri haline gelmesi ve güçlü bir ordu oluşturması, siyasetin ana temeli gereği Türk tarafının isteklerinin öne çıkmasına neden olmuştur.
Türkiye’nin Yükselen Gücü
Türkiye’nin 2002’den sonra yükseliş trendine giren ekonomik, askeri ve politik gücü, süreç içinde Türkiye’yi bölgesel liderlik konumuna taşımış, Kıbrıs konusunda da eski dengelerin temelinden değişmesine neden olmuştur.
Artık Kıbrıs Türklerinin masaya oturması ve Garantör Türkiye‘nin de buna “Evet” demesi için “Eşit, Egemen ve Uluslararası tanınmış bir KKTC” olgusunun yerine gelmesi gerektiğini Kıbrıs konusundaki tüm taraflar iyice anlamış durumdadır.
Uluslararası Aile Bağları ve Diplomatik İlişkiler
Avrupa Kraliyet Ailelerinin Yunan Kökenleri
Geçmişi, günümüzü ve geleceği daha gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmek için Rumların ve Yunanların AB ve ABD ile aile bağlarının bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Kıbrıs konusunda akıllara takılan birçok sorunun yanıtı, bu aile bağları içinde yer almaktadır.
İngiltere Kraliyet Ailesi Bağlantıları
İngiltere Kralı Charles’in Babası Prens Philip Mountbatten:
- Doğum Yeri: Korfu, Yunanistan
- Gerçek Adı: Philippos S. H. S. Glücksburn
- Unvanı: Yunanistan ve Danimarka Prensi
- Eşi: İngiltere Kraliçesi Elizabeth
- Çocukları: Kral Charles, Prenses Anne, Prens Albert ve Edward
Diğer Avrupa Kraliyet Ailesi Bağlantıları
Yunanistan Kralı Konstantin:
- Eşi: Kraliçe Anne Marie (Danimarka Kralı Frederik ve Kraliçe İngrid’in Kızı)
İspanya Kraliçesi Sofia:
- Babası: Yunanistan Kralı Paul
- Annesi: Yunanistan Kraliçesi Frederika
- Ailenin Akrabaları: Rus Çarları, Alman İmparatorları, İngiliz Kraliçesi Viktoria
Yunan Hanedanının Avrupa Monarşilerindeki Yeri
Tarihsel Yunan Hanedanı Evlilikleri:
19. ve 20. Yüzyıl Bağlantıları
- Yunanistan Kralı I. Yorgo (1845-1913) – Eşi: Grand Düşes Olga (Rus Hanedanı)
- Yunanistan Kralı I. Konstantin (1868-1923) – Eşi: Prusya Hanedanı Prenses Sofya
- Yunanistan Kralı II. Yorgo (1890-1947) – Eşi: Romanya Prensesi Elizabeth
- Yunanistan Prensesi Alexandra (1921-1993) – Eşi: Yugoslavya Kralı II. Peter
- Yunanistan Prensesi Helen (1896-1982) – Eşi: Romanya Kralı II. Karol
Çağdaş Dönem Bağlantıları
- Yunanistan Kralı I. Paul (1901-1964) – Eşi: Hanover’li, Brunswick-Lüneburg Düşesi Friederika
- Yunanistan Prensi Yorgo (1869-1957) – Eşi: Prenses Marie Bonaparte (Fransız)
- Yunanistan Prensesi Olga (1903-1997) – Eşi: Yugoslavya Prensi Paul
Gelecek Senaryoları ve Beklentiler
Rum Tarafının Daralan Manevra Alanı
Kıbrıs konusuna çözüm bulmak amacıyla müzakerelerin başlaması için Kıbrıs Rumlarına, Kıbrıs Türklerinin gerçek ve insani haklarının verilmesi için baskı yapılmaya başlanmıştır.
Rumların artık kaçabilecekleri bir köşe ve bu baskılara dayanabilecekleri saygınlıkları ve güçleri pek kalmış gözükmemektedir.
Müzakere Sürecinin Gelecek Projeksiyonu
Eninde sonunda, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan, AB ve ABD‘nin yapacakları siyasi baskılara dayanamayıp, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin ön koşullarını kabul edecekleri ve müzakerelerin de süre kısıtlaması koşulu ile başlayacağı ufukta gözükmektedir.
Artık Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin, Türk tarafı ağırlıklı süreceği belli olmuş ve kesindir.
Sonuç
Kıbrıs sorununun kökenleri analizi, 1940’lardan günümüze kadar uzanan karmaşık bir tarihsel sürecin ürünü olduğunu göstermektedir. Dr. Fazıl Küçük ve Rauf R. Denktaş‘ın öncülüğünde başlayan Türk toplumsal örgütlenmesi, Makarios‘un Enosis stratejisi, EOKA terörü, 1974 Barış Harekatı, KKTC’nin ilanı ve son dönemde İki Devletli Çözüm yaklaşımına kadar uzanan süreç, değişen jeopolitik dengelerin etkisini açıkça göstermektedir.
Türkiye’nin bölgesel güç olarak yükselişi, AB ve ABD‘nin göreli zayıflaması, Kıbrıs sorununun çözümünde yeni paradigmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ersin Tatar döneminde benimsenen “Egemen Eşitlik” ve “İki Devletli Çözüm” yaklaşımı, bu değişen dengeler ışığında gerçekçi bir alternatif olarak değerlendirilmektedir.
Gelecek dönemde müzakere süreçlerinin Türk tarafının öncelikleri çerçevesinde şekilleneceği ve sürdürülebilir barış için eşit egemenlik ilkesinin zorunlu hale geldiği açıktır.
Bu analiz, Prof. Dr. Ata Atun’un “Kıbrıs Sorununun Kökenleri” başlıklı çalışmasından hareketle akademik standartlar çerçevesinde hazırlanmıştır. KKTC I., III. ve V. Cumhurbaşkanları Danışma Kurulu Üyesi ve KKTC Cumhuriyet Meclisi I. Dönem UBP Gazimağusa Milletvekili olarak Prof. Dr. Atun’un sahip olduğu deneyim ve uzmanlık, bu çalışmanın temel dayanağını oluşturmaktadır.




Bu konuda geri bildirim bırakın