Ayasofya'yı ziyaret eden milyonlarca kişiden çoğu, yapının devasa kubbesine, altın mozaiklerine ve mermer sütunlarına hayran kalarak üst kata çıkan galeriyi geçer, gözlerini tavana diker ve küçük bir ayrıntıyı fark etmeden geçip gider. Oysa güney galerinin mermer korkuluklarından birinde, binlerce yılın aşındırdığı taş yüzeye kazınmış tek bir kelime durur: "Halfdan". Bu minik çizik, İstanbul'un en çok ziyaret edilen yapılarından birinde saklı, ama yine de çoğu ziyaretçinin fark etmediği en sıra dışı arkeolojik izlerden biridir. Peki bu yazı gerçekten nedir, ne zaman ve nasıl bulunmuştur, kimler tarafından bırakılmıştır — ve internette dolaşan bazı alternatif iddialar ne kadar geçerlidir?

Korkuluktaki İz Nasıl Bulundu

Halfdan yazısı, Ayasofya'nın güney galerisinin üst katında, tarihi mermer bir parapetin üzerinde yer alır. Yazı, 1964 yılında fark edilmiş, ardından İsveçli runolog Elisabeth Svärdström tarafından incelenerek 1970 yılında akademik olarak yayımlanmıştır. Aradan geçen bin yılı aşkın süre boyunca taş yüzeyi hayli aşınmış olduğundan, yazının büyük bölümü artık okunamaz durumdadır. Net biçimde seçilebilen tek parça "-ftan" harf dizisidir; runologlar bunu, dönemin İskandinav dünyasında yaygın bir erkek ismi olan "Halfdan"ın bir parçası olarak tanımlamıştır. Yazının başındaki ve sonundaki bölümler o kadar silinmiştir ki, tam cümle artık yeniden kurulamamaktadır.

Ayasofya'da bulunan tek runik iz de bu değildir. Aynı galerinin kuzey kesiminde, bir parapet oyuğunun içinde ikinci bir yazı daha bulunur. Bu ikinci iz 1975 yılında Folke Högberg tarafından fark edilmiş, 1989'da Mats G. Larsson tarafından yeniden ele alınıp yayımlanmıştır. Larsson bu yazıyı "Ári yaptı" biçiminde okurken, Högberg ve runolog Svein Indrelid bunun sadece "Árni" adının bir karalaması olduğunu öne sürmüştür; iki yorum arasındaki tartışma bugün hâlâ tam olarak çözülmüş değildir. Norveç Runik Arşivi'ne 1997'de bağışlanan belgelere göre, aynı korkulukta toplam beş olası runik iz daha tespit edilmiştir — bu da Ayasofya'nın üst katının, yüzyıllar boyunca fark edilmeden kalmış küçük bir "ziyaretçi defteri" barındırabileceğini gösterir.

Runik Yazı Aslında Ne Anlatıyor

Runik alfabe, Germen ve İskandinav halkları arasında Orta Çağ boyunca kullanılan, keskin köşeli harflerden oluşan bir yazı sistemidir; taş, ahşap ve metal yüzeylere kazınmaya uygun olması nedeniyle özellikle mezar taşlarında, anıtlarda ve — bu örnekte olduğu gibi — sıradan duvar karalamalarında sıkça karşımıza çıkar. Runologların dating tahminlerine göre Halfdan yazısı 9. ile 11. yüzyıllar arasına, yani Viking Çağı'nın ortasına tarihlenmektedir. Bu tür yazıların çoğu, dönemin İskandinavya'sında yaygın olan basit bir kalıbı izler: "Filanca bu runeleri kazdı" türünden kısa bir imza cümlesi. Halfdan yazısında da muhtemelen benzer bir formül kullanılmış, ancak zamanla aşınan kısımlar bu cümlenin geri kalanını bugün okunamaz hale getirmiştir. Elimizde kalan tek net bilgi, birinin bir noktada adını — ya da adının bir kısmını — bu mermer yüzeye kazımış olmasıdır.

Bu İzi Kim Bırakmış Olabilir: Vareg Muhafızları

Bu tür bir yazının Bizans'ın en kutsal yapılarından birinde bulunması ilk bakışta şaşırtıcı görünse de, dönemin tarihsel bağlamı bu durumu makul kılar. 9. yüzyıldan itibaren, önce Kiev Rusları arasından, ardından giderek daha fazla İskandinavya'dan (özellikle bugünkü İsveç bölgesinden) gelen savaşçılar, Bizans imparatorlarının hizmetine paralı asker olarak girmeye başlamıştır. İmparator II. Basileios'un 988 yılında Kiev Knezi I. Vladimir'den 6.000 savaşçı talep etmesiyle bu birlik resmî bir yapıya kavuşmuş ve tarihe "Vareg Muhafızları" (Varangian Guard) olarak geçmiştir. Bu birlik, imparatorların kişisel muhafızlığını üstlenen, yerel siyasi bağlantıları olmadığı için özellikle güvenilir bulunan, savaş meydanlarında da sık sık belirleyici rol oynayan seçkin bir askeri güçtü. Birlik, 10. yüzyıldan 15. yüzyıla, hatta 1453'teki Konstantinopolis'in düşüşüne kadar varlığını sürdürmüştür.

Konstantinopolis'te uzun süre görev yapan bu askerlerin, imparatorluk sarayına bitişik ve dönemin en önemli dini-törensel yapısı olan Ayasofya'ya girme fırsatı bulmuş olması şaşırtıcı değildir. Runologların ve Bizans tarihçilerinin genel kanısı, Halfdan yazısının da tıpkı yakınındaki diğer runik izler gibi, nöbet arasında ya da bir törene katılırken sıkılan ya da meraklanan bir Vareg muhafızının bıraktığı sıradan bir duvar karalaması olduğu yönündedir — bugün bir turistin taş bir sütuna adını kazımasından çok da farklı olmayan, gündelik bir dürtünün izi.

"Aslında Avarlara mı Ait?" İddiası Ne Diyor

Konuyla ilgilenenler arasında zaman zaman, bu yazının Vikinglere değil, Orta Çağ'da Orta Avrupa'da hüküm süren göçebe bir konfederasyon olan Avarlara ait olduğu yönünde bir iddiaya rastlanabiliyor. Ancak mevcut akademik literatürde ve runoloji alanındaki yayınlarda bu iddiayı destekleyen herhangi bir kaynağa rastlanmamaktadır. Avar Kağanlığı, yaklaşık 567-822 yılları arasında Karpat Havzası'nda etkili olmuş, 626'da Konstantinopolis'i kuşatmış ancak şehir surlarını hiçbir zaman aşamamış bir halktır; dolayısıyla şehrin içine, üstelik Ayasofya'nın mermer galerisine fiziksel olarak girmiş olmaları tarihsel açıdan mümkün görünmemektedir. Daha da önemlisi, Halfdan yazısında kullanılan alfabe, kökeni Germen ve İskandinav dünyasına dayanan runik yazı sistemidir; Avarların kendilerine özgü, bu runik gelenekle ilişkilendirilebilecek bir yazı sistemi kullandığına dair bilinen bir kayıt bulunmamaktadır. Kısacası, elimizdeki tüm kanıtlar — yazının alfabesi, dönemi ve konumu — tutarlı biçimde Viking Çağı İskandinav dünyasına işaret etmektedir; bu nedenle "Avar" iddiası, mevcut bilimsel kayıtlarla örtüşmeyen bir yanlış anlaşılma olarak değerlendirilebilir.

Ayasofya'yı Ziyaret Edenler İçin Pratik Bilgi

Halfdan yazısını görmek isteyenler için önce bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: yazı, geniş ana mekânın değil, ziyaretçilerin genellikle rampadan çıkarak ulaştığı üst galerinin güney kesimindeki mermer korkuluklardan birinin üzerinde, oldukça küçük ve fark edilmesi güç bir çiziktir; yanında herhangi bir tabela ya da özel bir işaretleme bulunmaz, bu yüzden onu bulmak biraz sabır ve dikkat ister. Ayasofya'nın 2020 yılından bu yana yeniden cami statüsünde ibadete açık olması nedeniyle, üst galeriye erişim saatleri ve ziyaret düzeni namaz vakitlerine göre değişebilmektedir; bu yüzden ziyaret öncesinde güncel giriş kurallarını ve galeri erişiminin o gün açık olup olmadığını kontrol etmek isabetli olur. Yazıyı arayanlar için ipucu, güney galerinin korkuluk hattını yavaşça takip ederek mermer yüzeydeki ince, düzensiz çizgilere dikkatle bakmaktır — bin yıllık aşınmaya rağmen "-ftan" harfleri hâlâ seçilebilir durumdadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Halfdan yazısı Ayasofya'da tam olarak nerede bulunuyor?
Yazı, Ayasofya'nın güney galerisinin üst katında, tarihi bir mermer parapetin (korkuluk) üzerinde yer alıyor. Aynı galerinin kuzey kesiminde, benzer şekilde tartışmalı bir ikinci runik iz daha bulunuyor.

Bu yazının bir Vikinge ait olduğu kesin olarak kanıtlanabiliyor mu?
Yazının runik alfabesi ve 9-11. yüzyıllara tarihlenmesi, onu döneminin İskandinav/Norse yazı geleneğiyle güçlü biçimde ilişkilendiriyor. Metnin büyük bölümü aşındığı için yazarının kimliği kesin olarak belgelenemese de, runologlar bunun bir Vareg Muhafızı'na ait bir karalama olduğu görüşünde büyük ölçüde hemfikir.

Ziyaretçiler bu izi bugün görebiliyor mu?
Evet, yazı hâlâ yerinde duruyor ve üst galeri ziyarete açık olduğunda görülebiliyor; ancak küçük boyutu ve özel bir işaretlemesi olmaması nedeniyle bulmak dikkat gerektiriyor. Güncel ziyaret saatleri Ayasofya'nın cami statüsüne bağlı olarak değişebiliyor.

Not: Bu yazı, Elisabeth Svärdström'ün 1970 tarihli akademik yayını, runolog Mats G. Larsson ve Svein Indrelid'in çalışmaları ile genel Bizans tarihi kaynaklarına dayanılarak hazırlanmıştır. Arkeolojik ve runolojik yorumlar zamanla yeni bulgularla güncellenebilir; ziyaret planlayanların Ayasofya'nın güncel giriş kuralları için resmi kaynakları kontrol etmesi önerilir.