Bir video, İstanbul'un metrobüs hattını "trajikomik" bir hikâyeyle anlatıyor: sanki otobüsler şehrin geri kalanına ters yönde akıyormuş gibi bir görüntü var, çünkü kapılar soldan açılıyor — oysa Türkiye'de trafik sağdan işliyor. Video yorumlara düşer düşmez ortalık karıştı. Kimi "İngiltere'den soldan direksiyonlu araç alındı" dedi, kimi bunu alaya aldı. Kimi "Hollanda'dan Phileas marka araçlar geldi, kapıları öyle tasarlanmış" diye ısrar etti ve "gerisi tamamen yanlış" dedi. Bir başkası "duraklar iki şerit arasında ortada kaldığı için böyle" diye devreye girdi, birçok kişi de bunu mantıklı buldu. Bir yorumcu ise işi kökten farklı bir yere çekti: "ilk araçlar tek kapılıydı, kapı meselesi sonradan düşünüldü." Dört teori, dört farklı hikâye — ve hepsi aynı anda doğru olamaz. Kaynaklara indik, 2007'ye gittik ve metrobüsün neden "ters" göründüğünü gerçekten açıklayan mühendislik nedenini bulduk.
Efsane 1: "İngiltere'den soldan direksiyonlu araç alındı" — Bu neden yanlış?
Yorumlarda en çok tekrarlanan ama en kolay çürütülebilen iddia bu. Mantık şöyle kuruluyor: İngiltere solda seyahat eden bir ülke, dolayısıyla oradan ithal edilen araçların kapıları da "ters" tarafta olmalı. Sorun şu ki bu iddianın metrobüsle hiçbir bağlantısı yok. İstanbul'un ilk metrobüs filosunu oluşturan araçlar İngiltere'den değil, Hollanda merkezli APTS (Advanced Public Transport Systems) firmasının ürettiği Phileas modelleriydi. Üstelik bu araçların kapıları da "solda" değil, dünyadaki neredeyse her otobüs gibi standart biçimde aracın sağ tarafında. Yani hem menşe ülke hem de kapı tasarımı iddiası temelden yanlış — İngiltere teorisi sudan bir efsane.
Tek doğru parça: Hollanda ve Phileas gerçekten var, ama tarih 2009 değil 2007
İkinci teori kısmen haklı çıkıyor: İstanbul metrobüs hattının ilk etabı gerçekten de 17 Eylül 2007'de, Avcılar-Topkapı arasında hizmete girdi (Anadolu Yakası'na uzanan Söğütlüçeşme bağlantısı ise 3 Mart 2009'da tamamlandı — bu yüzden tarih çoğu zaman 2009 ile karıştırılıyor). Açılışta İETT'nin filosuna kattığı ilk 50 araç, Hollanda merkezli APTS firmasının ürettiği Phileas modelleriydi; birim maliyeti yaklaşık 1,2 milyon avro olan bu araçların toplam faturası 63 milyon avroyu buldu. Yani "Hollanda'dan Phileas alındı" kısmı doğrulanabilir bir tarihsel gerçek. Ama yorumcunun eklediği "kapıları farklı tasarlanmıştı" detayı yanılıyor: Phileas'ların kapıları da standart sağ taraf yerleşimliydi, özel bir "sol kapı" tasarımı yoktu. Asıl sır kapıda değil, o kapıların hangi şeritten açıldığındaydı.
Asıl mühendislik cevabı: Duraklar ortada, ama neden "her iki yön de sağdan" olmuyor?
Üçüncü teori — "duraklar ortada kaldığı için böyle tasarlandı" — gerçeğe en yakın olan ama eksik kalan açıklama. Metrobüs koridorunun D-100 karayolunun tam ortasına, iki yön arasındaki refüje yerleştirilmesinin nedeni, dünya çapındaki toplu taşıma (BRT) sistemlerinde standart bir tercih: tek bir peronun her iki yöndeki yolcuya da hizmet vermesi, istasyon alanından tasarruf sağlaması ve kavşaklardaki sağa-sola dönen trafikle çakışmayı önlemesi. Buraya kadar mantıklı. Ama yorumlarda sorulan asıl soru da haklı: "Duraklar ortadaysa, her iki yöndeki otobüsün de kendi gidiş istikametine göre sağ tarafı ortaya bakar, o zaman neden 'ters akıyor' hissi oluşuyor?"
İşte gerçek cevap burada: metrobüs koridorunun her bir yönü aslında tek şerit değil, kendi içinde iki şeritli (gidiş ve geliş) bir bant olarak inşa edildi. Otobüsler bu kendi bandının sol şeridinde seyrediyor — yani genel trafiğin kullandığı sağ şerit mantığının tersine, refüje en yakın şeritte. Neden? Çünkü araçların kapıları standart biçimde sağda; kapının ortadaki perona bakabilmesi için otobüsün, kendi iki şeritli bandının sol tarafından gitmesi gerekiyor. Sonuç: metrobüs, genel karayolu trafiğine göre "solda" seyrediyormuş gibi görünüyor — oysa aslında yanlış yönde değil, sadece kendi ayrılmış bandının iç (sol) şeridinde, kapıları ortadaki platforma denk gelsin diye ilerliyor. "Ters akış" hissi, gerçek bir kural ihlalinden değil, tamamen bu geometrik zorunluluktan doğuyor.
Peki "ilk araçlar tek kapılıydı" iddiası ne durumda?
Dördüncü teori — kapı tasarımının sonradan, araçlar tek kapılıyken düşünüldüğü iddiası — mevcut kaynaklarda karşılığı bulunmayan bir anlatı. Metrobüs hattı, 2005'te başlayan iki yıllık bir inşaat sürecinin ardından 2007'de açıldığında filo zaten ortadaki peronlara hizmet verecek şekilde planlanmış Phileas araçlarıyla devreye girdi; yani kapı-peron uyumu işin başından beri projenin parçasıydı, sonradan eklenen bir çözüm değil. Bu teoriyi doğrulayan güvenilir bir kaynağa rastlamadık; muhtemelen sistemin erken dönemine dair farklı bir anekdotun yanlış hatırlanmış hali.
Sıkça Sorulan Sorular
Metrobüs gerçekten trafiğe ters mi gidiyor?
Hayır. Metrobüs kendi ayrılmış, çift şeritli bandının iç (sol) şeridinde seyrediyor; bu, genel trafik kurallarına aykırı değil, sadece ortadaki peronlara sağ taraftaki standart kapılarla hizmet verebilmek için yapılan bir tasarım tercihi.
Metrobüs araçları gerçekten İngiltere'den mi geldi?
Hayır, bu iddia asılsız. İlk filo, 2007'de Hollanda merkezli APTS firmasının ürettiği Phileas modellerinden oluşuyordu; araçların kapıları da standart sağ taraf yerleşimliydi.
Metrobüs hattı 2007'de mi 2009'da mı açıldı?
İlk etap (Avcılar-Topkapı) 17 Eylül 2007'de açıldı. 2009 tarihi, hattın Anadolu Yakası'na (Söğütlüçeşme'ye) uzatıldığı 3 Mart 2009 genişlemesiyle karıştırılıyor.
Not: Bu yazı, İstanbul metrobüs sisteminin açılış tarihi, ilk araç filosu ve güzergâh tasarımına dair İngilizce ve Türkçe Wikipedia kayıtları ile Journal of Public Transportation'da yayımlanan akademik bir vaka çalışmasının (Yazıcı vd., 2013) özet bilgilerine dayanılarak hazırlanmıştır. Yorumlarda dolaşan teoriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş, doğrulanamayan iddialar açıkça belirtilmiştir.



