Balkanlar'ın kültürel dokusuna yakından baktığınızda, resmi anlatıların gölgesinde kalmış ama yüzyıllardır varlığını sürdüren bir topluluk çıkar karşınıza: Bulgaristan Kızılbaşları. Kuzeydoğu Bulgaristan'ın Deliorman ve Dobruca bölgelerinde yaşayan bu Alevi-Bektaşi topluluklar, kendine özgü inanç gelenekleri, türbeleri ve sözlü kültürleriyle bugün hem tarihçilerin hem de kültür yolculuklarına çıkan gezginlerin ilgisini çekiyor. Peki "Kızılbaş" adı nereden geliyor, bu topluluklar Bulgaristan'a nasıl geldi ve mirasları bugün nerelerde görülebilir? Bu yazıda konuya saygılı ve tarafsız bir çerçeveden bakıyoruz.
"Kızılbaş" Adı Nereden Geliyor?
Kızılbaş terimi, kökenini Safevî döneminden alır. Safevî Devleti'nin kurucusu Şah İsmâil'in babası Şeyh Haydar (ö. 1488), büyük bölümü Azerbaycan ve Doğu Anadolu Türkmen boylarından oluşan taraftarlarına, onları diğerlerinden ayırmak için on iki dilimli kırmızı bir börk giydirdi. "Tâc-ı Haydarî" olarak da anılan bu başlık, üzerine beyaz bir tülbent sarılan, sürahi biçiminde on iki dilimli kırmızı bir kavuktu ve her dilim on iki imamdan birini temsil ediyordu. Bu kırmızı başlıktan dolayı taraftarlar zamanla "kızılbaş" diye anıldı.
Başlangıçta yalnızca Şeyh Haydar'ın müritlerini tanımlayan bu ad, Şah İsmâil'in yoğun dinî ve siyasî faaliyetleriyle giderek genişledi ve zamanla Anadolu ile Balkanlar'daki geniş bir Türkmen tabanını niteleyen bir kimlik haline geldi. Türkiye ve Balkanlar bağlamında Kızılbaş, bugün büyük ölçüde Alevi-Bektaşi topluluklarla eş anlamlı, tarihî bir addır. Instagram paylaşımında belirtildiği gibi Kızılbaşlar Müslümandır; ancak cem, semah, musahiplik gibi ibadet ve dayanışma gelenekleri Sünni İslam'ın uygulamalarından belirgin biçimde farklıdır.
Deliorman ve Dobruca'ya Yerleşim
Alevi-Bektaşi geleneğinin Balkanlar'a taşınması Osmanlı öncesine kadar uzanır. Rivayete göre bu bölgelere Sarı Saltuk önderliğindeki Türkmen dervişleri erken dönemde yerleşmiş, sonraki yüzyıllarda ise hem gönüllü göçler hem de sürgünlerle nüfus pekişmiştir. Özellikle Yavuz Sultan Selim döneminde Şah İsmâil ile yapılan savaşın ardından, Anadolu'daki bazı Alevi-Türkmen aşiretleri Osmanlı yönetiminden uzaklaşmış; devlet, isyanlara karışan toplulukların bir kısmını parçalayarak Deliorman'a sürgün etmiştir. Böylece 15.-17. yüzyıllar boyunca Anadolu'dan gelen topluluklar Dobruca ve Deliorman'a yerleşmiştir.
Deliorman, tasavvufi düşüncenin ve özellikle Bektaşilik, Babailik ve Bedreddinilik gibi akımların yoğun olduğu bir bölge olarak anıldı. Ancak II. Mahmud döneminde (Yeniçeri Ocağı'nın 1826'da kaldırılmasıyla birlikte) birçok Bektaşi tekkesi kapatıldı; açık kalanların bir kısmına Nakşibendi şeyhleri atandı. Bu süreçte bölgenin Alevi-Bektaşi karakteri kısmen zayıfladı ve bazı topluluklar zamanla Sünnileşti.
Kapalı Yapı ve Takiye Geleneği
Tarih boyunca yaşanan baskılar ve dışlanma, bu toplulukları büyük ölçüde içe dönük, kapalı bir yapıya yöneltti. İnancı gizli tutma anlamına gelen takiye pratiği, farklı dönemlerdeki siyasal koşullar altında topluluğun kendini koruma yollarından biri oldu. Bu kapalılık, aynı zamanda cem törenleri, ozanlık, deyiş ve sözlü aktarım gibi geleneklerin nesilden nesile korunarak sürdürülmesini de sağladı. Konuya yaklaşırken bunu bir mezhep tartışması olarak değil, kendine özgü bir inanç ve kültür geleneği olarak görmek daha doğru bir çerçeve sunar.
Türbeler: Taş İçinde Yaşayan Miras
Bulgaristan'daki Alevi-Bektaşi mirasının en somut izleri, bölgeye yayılmış tekke ve türbelerdir. Bunların en tanınmışı, Deliorman'daki Demir Baba Türbesi'dir.
- Demir Baba Türbesi (Tekkesi): Razgrad iline bağlı, Sveştari (Mumcular) köyü yakınında, 16. yüzyıla tarihlenen bir Alevi-Bektaşi türbesidir. Türbe, Sboryanovo tarihî ve arkeolojik koruma alanı içinde yer alır ve Bulgaristan'ın 100 turistik noktasından biridir. Yerel kumtaşından yapılmış yedigen (yedi köşeli) planı, yaklaşık 11 metre yüksekliğindeki yarım küre kubbesi ve on iki imamı simgeleyen on iki çerağ ile dikkat çeker. Demir Baba'nın, Akyazılı Sultan'ın müridi Derviş Hasan Pehlivan olduğu; gücüyle ünlendiği ve "Pehlivan Baba" olarak anıldığı aktarılır.
- Akyazılı Baba Türbesi: Karadeniz kıyısındaki Batova bölgesinde, Balçık yakınlarında yer alır. Yine yedigen mimarisiyle bilinen bu türbe, Bulgaristan'daki Türk kültürünün sembollerinden biri kabul edilir. Kaynaklarda yapının zaman içinde bakımsız kaldığına dair notlar da bulunur.
- Otman Baba Türbesi: Deliorman'dan farklı olarak güneyde, Haskovo yakınındaki Teketo köyünde bulunur. 15. yüzyılda yaşamış (ö. 1478) Kalenderî geleneğine bağlı Otman Baba'ya adanmıştır ve Alevi-Bektaşi çevrelerce büyük saygı görür.
Bu türbelerin ortak yedi köşeli mimari dili, Balkan Bektaşiliğinin özgün bir üslup geliştirdiğini gösterir. Aynı plan, İstanbul'daki Şahkulu Sultan Dergâhı gibi Anadolu örnekleriyle de bağ kurar.
Gezginler İçin: Deliorman Kültür Rotası
Bu mirası yerinde görmek isteyenler için Deliorman, Bulgaristan'ın az bilinen ama kültürel açıdan zengin köşelerinden biri. Demir Baba Türbesi ve çevresindeki Sboryanovo koruma alanı, hem Trak dönemi hem de Bektaşi mirasını bir arada sunmasıyla öne çıkan bir başlangıç noktasıdır. Karadeniz kıyısında konaklıyorsanız, Balçık yakınındaki Akyazılı Baba Türbesi'ni rotanıza ekleyebilirsiniz. Ziyaretlerde bu mekânların hâlâ birer inanç ve saygı merkezi olduğunu unutmamak, sessizce ve mütevazı bir tavırla gezmek önemlidir.
Özetle, Bulgaristan'daki Kızılbaşlar; Safevî döneminden gelen bir adla anılan, Anadolu'dan Balkanlar'a uzanan bir göç ve inanç hikâyesinin taşıyıcılarıdır. Deliorman ve Dobruca'nın türbeleri, bu köklü geleneğin bugüne kalan sessiz tanıklarıdır.
