1957 yılının Nisan ayında Londra'nın Victoria Coach Station'ından kalkan çift katlı bir otobüs, üzerinde iri harflerle "London to Calcutta" yazan bir tabelayla Avrupa'yı, Orta Doğu'yu ve Asya'yı boydan boya kat edip elli gün sonra bugünkü adıyla Kalküta'ya (Kolkata) ulaştı. Dönemin gazeteleri bunu "dünyanın en uzun otobüs hattı" olarak tanımladı — ve gerçekten de öyleydi: tek yön yaklaşık 32.669 kilometre, on bir ülke ve 150'ye yakın sınır kapısı. Bugün böyle bir yolculuğu hayal etmek bile zor görünüyor, ama neredeyse yirmi yıl boyunca bu hat gerçekten çalıştı, yüzlerce yolcu taşıdı ve sonunda bölgesel siyasetin fırtınalarına yenik düşerek tarihe karıştı.

"The Indiaman": Bir Otobüsçünün Cüretkâr Fikri

Hattın arkasındaki isim, o dönem kırklı yaşlarında olan İngiliz girişimci Oswald-Joseph Garrow-Fisher'dı. Albert Travel adlı şirketi üzerinden başlattığı bu hizmetin ilk seferi, 15 Nisan 1957'de Londra'dan yola çıktı ve 5 Haziran 1957'de Kalküta'ya ulaştı — tam elli gün sürmüştü. Otobüse sonradan "Albert" adı verilecek, hizmet de zamanla "Albert Tours" markası altında anılacaktı. Garrow-Fisher'ın asıl endişesi ilginç bir şekilde İran'ın dağ geçitleri ya da Afganistan'ın çorak arazileri değildi; kendisi Hindistan'daki dar yollarda "yumuşak banketler ve dolaşan bisikletliler" konusunda daha temkinli olduğunu söylemişti.

Bilet fiyatı ilk seferde yaklaşık 85 sterlin civarındaydı; 1973'e gelindiğinde bu rakam 145 sterline yükselmişti — bugünün parasıyla kabaca birkaç bin sterline denk gelen, dönemi için hiç de ucuz sayılmayacak bir meblağ. Fakat bu ücrete sadece yol değil, elli günlük tam pansiyon bir konaklama da dahildi. Çift katlı otobüsün içinde her yolcu için ayrı uyku ranzaları, okuma köşeleri, fanlı ısıtıcılar, tam donanımlı bir mutfak, radyo ve müzik sistemi bulunuyordu; sonraki versiyonlarda öne bakan bir gözlem salonu bile eklenmişti. Kısacası bu bir otobüs biletinden çok, tekerlekli bir pansiyonda geçen uzun bir kervan yolculuğuydu.

Elli Günde On Bir Ülke: Güzergah ve Yol Hikâyeleri

Klasik güzergah Londra'dan başlıyor, Belçika, Batı Almanya, Avusturya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Türkiye üzerinden İran'a, oradan Afganistan ve o dönemki adıyla Batı Pakistan'a, ardından kuzeybatı Hindistan'a giriyordu. Hindistan içinde Yeni Delhi, Agra, Allahabad (bugünkü Prayagraj) ve Banaras (Varanasi) gibi duraklarda mola verilip Taç Mahal ziyaret ediliyor, Salzburg, Viyana, İstanbul, Tahran ve Kabil'de alışverişe zaman ayrılıyordu. Bazı dönemlerde hat daha da uzayarak Kalküta'nın ötesine, Birmanya, Tayland, Malezya ve Singapur üzerinden gemiyle Perth'e, oradan da karayoluyla Sidney'e kadar genişliyordu; bu tam tur toplamda 132 güne, gidiş-dönüş ise 20.000 mili (yaklaşık 32.700 km) aşan bir mesafeye ulaşıyordu.

Yol boyunca yaşananlar da en az güzergah kadar renkliydi. İran'da bir kum fırtınası sırasında otobüsün tekerlekleri çöle gömülmesin diye altına tahtalar yerleştirilmesi gerekmişti. Yine İran'da bir noktada yolcuların eşkıyalar tarafından öldürüldüğüne dair asılsız bir söylenti yayılmış, gerçeğin ortaya çıkmasının ardından İngiliz büyükelçiliği çalışanları bunu kutlamak için bir kokteyl partisi düzenlemişti. Yolculardan biri, o dönem 22 yaşındaki Peter Moss, Londra'ya dönmek yerine deniz yoluyla Malaya'ya doğru yoluna devam etmiş ve bu deneyimini sonradan "The Indiaman — When the Going was Good by Land and Sea" adlı bir kitapta anlatmıştı. Hizmetin ömrü boyunca Kalküta-Londra-Sidney hattında toplam on beş civarında sefer tamamlandığı biliniyor.

Hat Neden Durdu: Jeopolitik Fırtınanın Otobüsü Durdurması

Londra-Kalküta hattı, aslında sadece bu tek şirketle sınırlı değildi; 1950'lerden 1970'lere kadar benzer güzergahlarda çalışan en az otuz iki farklı operatör olduğu, bu yolun genel olarak "hippi güzergâhı" (hippie trail) diye anılan büyük Avrupa-Asya kara yolculuğu ağının bir parçası olduğu biliniyor. Ama bütçe gezginlerinin serbest rotasından farklı olarak Albert Tours gibi hizmetler organize, biletli ve konaklamalı bir tur ürünüydü.

Servis nihayet 1976 yılında sona erdi. Bunun arkasında tek bir neden değil, birbirine eklenen birkaç kırılgan denge vardı: Orta Doğu'daki artan siyasi istikrarsızlık, birkaç yıl sonra patlak verecek 1979 İran Devrimi'ne giden gerilimli süreç, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahalesine uzanan çalkantılı ortam ve Hindistan-Pakistan arasında tırmanan gerginlikler, güzergâhı adım adım güvensiz hale getirdi. Buna otobüsün geçirdiği ve aracı neredeyse kullanılamaz hale getiren bir kaza da eklenince, hattı sürdürmek pratik olarak imkânsızlaşmıştı. Sınırların birer birer kapanması ya da güvensizleşmesiyle, yıllarca kıtalar arasında insan taşıyan bu efsanevi çift katlı otobüs son seferini yaptı.

Otobüsün kendisi tarihten tamamen silinmedi: 2009'da restore edilip yeniden yola çıkarılabilir hale getirildi, 2012'de İngiltere'den Avustralya'ya tek seferlik bir "anma yolculuğu" daha yaptı ve bugün Avustralya'da klasik araç etkinliklerinde sergilenmeye devam ediyor. Londra-Kalküta hattı artık fiziksel olarak var olmasa da, kara yoluyla Avrupa'dan Asya'nın derinliklerine uzanan bu cüretkâr fikir, yirminci yüzyılın en olağanüstü seyahat hikâyelerinden biri olarak anlatılmaya devam ediyor. Bugün vize prosedürleri, sınır güvenliği ve bölgesel çatışmalar düşünüldüğünde, aynı güzergâhı kesintisiz bir otobüsle kat etmek artık neredeyse hayal ürünü gibi görünüyor — belki de bu yüzden hikâyesi hâlâ bu kadar büyülüyor.