Gürcistan'da Türkçe Konuşan Hristiyanlar: Tsalka'nın Urumları

Tiflis'ten güneybatıya doğru iki saatlik bir yolculuk sizi Küçük Kafkasya'nın yüksek yaylalarına çıkarır. Ağaçların seyreldiği, rüzgârın hiç dinmediği bu platoda Tsalka adında küçük bir ilçe vardır. Buradaki köylerin bazılarında, kilise avlusunda konuşulan dil ne Gürcücedir ne Rusça. Yaşlılar birbirine Türkçe seslenir; ama duaları Ortodoks ayinine göredir. Bu topluluğun adı Urum'dur.

"Urum" ne demek?

Kelime, Arapça rûm sözcüğünden gelir. Rûm önce Romalı, sonra Bizanslı, en sonunda da Ortodoks Hristiyan anlamında kullanılmıştır. Türk dillerinde kelimenin başına eklenen bir "u" sesiyle Urum biçimini almıştır. Yani ad, doğrudan doğruya "Rum" demektir. Nitekim Urumlar kendilerini Rum kökenli sayar; Yunancada bu topluluğa Tsalkalidhes, yani "Tsalkalılar" denir.

Burada çoğu okuru şaşırtan çelişki başlar: Rum kökenli, Ortodoks Hristiyan bir topluluk, gündelik hayatında neden Yunanca değil Türkçe konuşur?

Anadolu'dan Kafkasya'ya bir göç

Cevap 19. yüzyılın savaş haritalarında yatıyor. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus ordusu Doğu Anadolu'nun bir bölümüne girdi. Savaş bittiğinde ordular geri çekildi; ancak Rus tarafıyla temas kurmuş Hristiyan aileler, geride kalırlarsa misilleme göreceklerinden korktu. Rus yönetimi bu ailelere kendi topraklarına yerleşme izni verdi.

Böylece Erzurum, Gümüşhane, Artvin, Kars ve Ardahan çevresinden yüzlerce Ortodoks aile kuzeye doğru yola çıktı. Bir bölümü Kırım'a, bir bölümü de bugünkü Gürcistan'ın güneyindeki Tsalka Yaylası'na yerleşti. Göç 1829-1830 yıllarında yoğunlaştı ve yüzyıl boyunca dalgalar hâlinde sürdü.

Bu aileler Anadolu'dan yalnız inançlarını değil, konuştukları dili de getirdiler. Yüzyıllardır Osmanlı coğrafyasında yaşayan bu Ortodoks topluluklar, gündelik dil olarak çoktan Türkçeye geçmişti. Kilisede Yunanca ya da Karamanlıca metinler okunsa da evdeki, tarladaki, pazardaki dil Türkçeydi. Göç ettiklerinde bu dili de sırtlarında taşıdılar.

Konuştukları Türkçe nasıl bir Türkçe?

Tsalka Urumlarının konuştuğu ağız, dilbilimcilerin ayrı bir başlık altında incelediği kadar özgündür. Doğu Anadolu ağızlarına — özellikle Kars, Ardahan ve Artvin çevresinin konuşmasına — çok yakındır. Aynı bölgeden gelen Ahıska Türklerinin ağzıyla arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Kırım'daki Urumların dili ise Kırım Tatarcasına daha yakın durur; çünkü onlar farklı bir kültürel çevrede yüzyıllarca yaşamıştır.

Yani "Urum Türkçesi" tek bir dil değil, aynı adı taşıyan iki ayrı topluluğun iki ayrı ağzıdır. Bu ayrım, konuyu okurken en sık karıştırılan noktadır.

Dilin bir başka özelliği, uzun süre yazıya geçirilmemiş olmasıdır. Urum ağzı esas olarak konuşma dilidir; kilise ve resmî işler başka dillerde yürümüştür. Bu da onu, dış etkilerden görece korunmuş, arkaik biçimleri saklayan bir hazineye dönüştürmüştür.

Sovyet döneminde yirmiden fazla köy

Sovyetler Birliği yıllarında Urumlar Gürcistan'ın Tsalka, Dmanisi, Tetritskaro, Marneuli ve Ahıska (Akhaltsikhe) bölgelerinde yirmiyi aşkın köye yayılmıştı. Tsalka bu yerleşimin merkeziydi ve ilçe nüfusunun büyük bölümünü onlar oluşturuyordu.

Tarihleri boyunca yalıtılmış bir kültürel grup olarak kaldılar. Yunanca konuşan diğer Rum toplulukların (Romeiler) yaşadığı kasabalara pek yerleşmediler; ortak bir Yunan mirasını paylaşmalarına rağmen iki topluluk arasındaki gündelik mesafe korundu. Dil farkı, aynı inancı paylaşan iki grubu birbirinden ayıran görünmez bir sınır gibi işledi.

Bugün geriye ne kaldı?

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Tsalka'nın nüfusu hızla eridi. Ekonomik çöküş ve belirsizlik, Urumların büyük bölümünü Yunanistan'a ve Rusya'ya göç etmeye itti. Yunanistan'a gidenler orada bir ironiyle karşılaştı: Rum kökenli sayıldıkları için kabul edildiler, ama Yunanca bilmedikleri için "Türk" diye anıldılar. Kimliğin, insanların kendisinden çok başkalarının bakışıyla belirlendiği durumların ders kitaplık bir örneğidir bu.

Bugün Tsalka'da kalan Urum nüfusu, en parlak dönemlerinin çok altındadır. Boşalan köylere başka topluluklar yerleşmiştir. Terk edilmiş taş evler, otların bastığı mezarlıklar ve kapısı kilitli kiliseler, yaylanın en çok göze çarpan görüntüsüdür.

Yine de dil tümüyle sönmüş değildir. Yaşlı kuşak evde hâlâ Türkçe konuşur; kimi köylerde düğün türküleri, ninniler ve deyimler kuşaktan kuşağa aktarılmayı sürdürür. Dilbilimciler için Tsalka ağzı, kayıt altına alınması aciliyet taşıyan bir alan çalışması konusudur.

Kırım Urumları: aynı ad, ayrı hikâye

Urum adını taşıyan ikinci topluluk Kırım'da yaşıyordu. Onlar da Ortodoks Hristiyandı ve Türkçe konuşuyordu; ancak dilleri Kırım Tatarcasına yakındı ve tarihleri bambaşka bir seyir izledi.

1778'de Rus yönetimi, Kırım'daki Hristiyan nüfusu Azak Denizi kıyısına taşıdı. Bu göçle Urumlar bugünkü Ukrayna'nın Mariupol çevresine yerleşti ve orada onlarca köy kurdu. Yunanca konuşan Rumlarla yan yana yaşadılar; iki topluluk aynı kiliseye gitti ama farklı dillerde konuştu.

Bu nedenle "Urum" derken hangi topluluktan söz edildiğini belirtmek gerekir. Tsalka Urumları Doğu Anadolu ağzıyla, Mariupol Urumları Kırım Tatarcasına yakın bir ağızla konuşur. Ortak yanları addır, inançtır ve Türkçe konuşan Hristiyan olmanın getirdiği ikili kimliktir.

Kayıt altına alma yarışı

Son yıllarda hem Gürcistan'daki hem Ukrayna'daki Urum ağızları üzerine dil derlemeleri yapıldı. Sözlü tarih kayıtları, türküler ve gündelik konuşma örnekleri arşivlendi. Bu çalışmaların aciliyeti açık: dili anadili olarak konuşan kuşak yaşlanıyor, gençler ise yaşadıkları ülkenin diline geçmiş durumda.

Ukrayna'daki savaş, Mariupol çevresindeki Urum köylerini doğrudan etkiledi. Bu da hem topluluğun hem de kayıt çalışmalarının geleceğini belirsizleştirdi.

Neden önemli bir "iz"?

Urumlar, dünyada Türk izlerinin her zaman fetih, mimari ya da devlet eliyle bırakılmadığını gösterir. Bazen iz, bir topluluğun ağzında taşıdığı dildir. Ne bir kale ne bir cami; sadece bir yaylada, kilise avlusunda konuşulan Türkçe.

Bu izin bir başka değeri, kimlik konusunda kolaycı denklemleri bozmasıdır. Urumlar Hristiyandır ama Türkçe konuşur. Rum kökenlidir ama Yunanca bilmez. Gürcistan vatandaşıdır ama Anadolu ağzıyla konuşur. Din, dil ve köken üçlüsünün her zaman aynı yöne bakmadığını hatırlatır.

Tsalka'ya yolunuz düşerse, yayla manzarasının ötesinde kulak vermeye değer bir şey var: rüzgârın arasında, hiç beklemediğiniz bir yerde duyacağınız tanıdık bir Türkçe.