Uçak Bakü'ye alçalırken pencereden ilk gördüğüm şey Hazar'ın o metalik, sonu gelmeyen maviliği oldu. Denizden çok bir okyanus gibi uzanıyordu ufka kadar ve ben daha inmeden, bu şehrin bana ne kadar tanıdık ama bir o kadar da yeni geleceğini hissetmiştim. Şubat ayının soğuk ama güneşli bir gününde, 2024 yılında, beş günlüğüne Bakü'nün sıcak kalbine dokunmaya gelmiştim. Uzun bir uçak yolculuğunun ardından merdivenlerden inip Hazar rüzgarını yüzümde hissettiğim o ilk an, bu seyahatin geri kalanında beni hiç terk etmeyecek bir aidiyet duygusuyla karşıladı beni. İlk izlenimim şuydu: burası hem çok tanıdık hem çok yabancı. Türkçe konuşan insanlar, tanıdık markalar, tanıdık tatlar, ama bambaşka bir tarih ve bambaşka bir ritim. Beş gün boyunca cebimdeki her manatın nereye gittiğini not almaya karar verdim, çünkü bir sonraki seyahatimde ya da bana soranlara gerçek rakamlarla, abartısız bir rehber sunmak istiyordum.

Bakü'ye Varış: İlk Adımlar ve İlk Şaşkınlıklar

Havalimanına indiğim an anladım ki Azerbaycan'a girişte harç pulu almak zorunluydu; bu küçük ama atlanmaması gereken bir formaliteydi ve bana 8 AZN'ye, yani o günün kuruyla yaklaşık 150 TL'ye mal oldu. Danışma kısımlarındaki görevliler bu konuda oldukça açık ve yönlendirici davrandılar, dolayısıyla kafamda soru işareti kalmadan gümrükten geçtim. Gümrükten çıkar çıkmaz da uzun yolculuğun yorgunluğunu üzerimden atmak için havalimanındaki kafelerden birinde bir Ice Latte söyledim; 8 AZN ödedim ve evet, fiyat standardın biraz üstündeydi ama havalimanı fiyatlarının her yerde böyle olduğunu bildiğim için şaşırmadım. Elimde bavulum, kafamda hafif bir yorgunlukla, ilk işim şehre nasıl ineceğimi çözmek oldu.

Şehre inmeden önce halletmem gereken en önemli iş Bakükart almaktı; şehir içi ulaşımın anahtarı bu karttı ve iç hatlar terminalinin çıkışında satılıyordu. Kartın kendisi 2 AZN, üzerine yüklediğim bakiye ise 20 AZN'ydi ve bu bakiyeyle hem otobüsleri hem metroyu kullanmaya başladım. Burada altını çizmem gereken bir tuzak var: Bakükart yalnızca nakit ödeme kabul ediyor, kredi kartıyla ödeme yapamıyorsunuz, bu yüzden üzerinizde biraz nakit bulundurmakta fayda var. Ben bu detayı önceden okumuştum ama yine de gişedeki görevliye kredi kartımı uzattığımda aldığım kararlı "yalnızca nakit" cevabı, ilk günden bana Bakü'nün kendi kurallarıyla işleyen bir şehir olduğunu hatırlattı.

Şehir merkezine doğru ilerlerken bir kahve molası verdim; Tuscany Kahve'de içtiğim bir latte 7 AZN tuttu ve burada da bir kahve kültürünün en az bizdeki kadar yerleşik olduğunu fark ettim, masalar dolu, insanlar sohbet ediyor, sanki İstanbul'un herhangi bir mahallesindeymişim gibi hissettim kendimi. Türkiye'den yanımda getirdiğim parayı Papara üzerinden çekmek istediğimde 3 AZN komisyon kesildi; küçük ama bütçe planlarken hesaba katılması gereken bir kalem. İnternetsiz kalmamak için Azercell'den 6 GB'lık bir paket aldım, 18 AZN ödedim ve bu paket beş günlük gezgin kullanımı için gayet yeterli oldu, harita kontrolü ve mesajlaşma dışında pek fazla veri harcamadım zaten. Kaldığım hostelin fiyatı da oldukça makuldü: beş gecelik konaklama toplamda 80 AZN'ye geldi, günlük ortalamaya vurduğunuzda kişi başı çok cüzi bir tutar çıkıyor. Güne devam ederken ufak tefek market alışverişlerim 6 AZN tuttu, gece acıkınca da bir McDonald's'a girip 17 AZN'lik hesap ödedim; global zincirlerin burada da yaygın ve fiyatların bize göre pek de farklı olmadığını görmek tuhaf bir tanıdıklık hissi verdi.

İlk günün sonunda not defterime iki önemli uyarı düştüm. Birincisi, havalimanı taksilerine dikkat etmek gerekiyor; korsan taksiciler oldukça yaygın, bu yüzden en güvenilir ulaşım şekli otobüsler ya da Uber/Bolt gibi uygulamalar. İkincisi, havalimanından merkeze giden otobüsler her 30 dakikada bir kalkıyor ama direkt merkeze gitmiyor; birkaç duraktan sonra merkeze ulaşılıyor ve bu güzergahta Köroğlu İstasyonu adeta bir otogar gibi kullanılıyor, yön bulurken bunu bilmek işe yarıyor. Yorgun ama meraklı bir şekilde hostelime yerleştiğimde, yarının beni nereye götüreceğini merak ederek uyudum.

İkinci Gün: Şirvanşahlar Sarayı ve Türk Markalarının Şaşırtıcı Yaygınlığı

İkinci günüme küçük ama pratik giderlerle başladım: hostelde havlu kiralamak için 2 AZN, çamaşırlarımı yıkatıp kurutmak için de 3 AZN ödedim. Bu tür küçük hizmet bedellerinin gezi bütçesinde göz ardı edilebildiğini ama toplamda birkaç manat tutabildiğini fark ettim, bu yüzden not almaya devam ettim. Kahvaltı için gittiğim Mado'da menemen ve geniş bir kahvaltı menüsünden seçtiklerim 22 AZN'ye geldi; Mado'nun burada da Türkiye'dekiyle neredeyse birebir aynı, geniş ve lezzetli bir menüsü olması beni gülümsetti, sanki İstanbul'da bir sahil kahvaltısı yapıyormuşum hissi verdi.

Kahvaltının ardından hediyelik eşya avına çıktım; magnetler ve birkaç küçük hediyelik için 20 AZN harcadım, ama burada da nakit şartı karşıma çıktı: hediyelik eşya satan yerlerin çoğu yalnızca nakit kabul ediyor. Ardından şehrin tarihine gerçek anlamda dokunduğum yere, Şirvanşahlar Sarayı'na gittim; giriş ücreti 15 AZN'ydi ve burada Azerbaycan'ın tarihi hakkında oldukça detaylı bilgi edindim, gezinin en doyurucu duraklarından biri oldu. Taş duvarların arasında yürürken, bu şehrin sadece modern gökdelenlerden ibaret olmadığını, çok daha eski bir hikayenin de burada saklı olduğunu düşündüm.

Öğleden sonra Çaybağı 145 adlı yerel bir kafede oturup 7 AZN'ye bir latte içtim; bu tarz kafelerin turistik alanlardan çok yerel atmosferi yansıttığını hissettim, etraftaki masalarda konuşulan dil, servis şekli, her şey bana turistik bir rotadan çok gerçek bir Bakü gününde olduğumu hatırlattı. Akşama doğru Köfteci Ramiz'den köfte ve kola aldım, hesap toplamda 14 AZN tuttu; Türk restoranlarının burada ne kadar popüler ve tanıdık olduğunu bir kez daha gördüm. Günü LC Waikiki'de kapattım; beş parça ürün aldım ve toplamda 77 AZN ödedim, ayrıca ayaklarımı rahatlatmak için 5 AZN'ye bir terlik satın aldım. Azerbaycan'da Türk markalarının bu denli yaygın olması, ülkeye ilk defa gelen biri için gerçekten dikkat çekici; adeta yurt dışında değil de ülkenin başka bir şehrinde alışveriş yapıyormuşum gibi hissettim.

Günün notlarına şunu ekledim: ABB bankası komisyon kesmeden manat sağlıyor, paranızı bozdurmak istiyorsanız ideal bir seçenek. Ve bir kez daha altını çizdim, hediyelik eşyacıların çoğu yalnızca nakit kabul ediyor, dolayısıyla üzerinizde nakit bulundurmakta fayda var.

Üçüncü Gün: Kafelerde Vakit, Şehrin Düzenli Ritmi

Üçüncü günü yeni yerler keşfetmeye ve farklı kafelerde vakit geçirmeye ayırdım, artık şehrin ritmine biraz daha alışmıştım ve acele etmeden dolaşmanın tadını çıkarıyordum. Kahvaltımı Simit House'ta yaptım; 14 AZN ödedim ve çayların gerçekten büyük ve doyurucu olduğunu söylemeliyim, önümdeki bardağın boyutu bile başlı başına bir sohbet konusu oldu. Daha sonra Coffee Mood'a uğrayıp aldığım bir latte için 8 AZN ödedim ve pencere kenarında oturup şehrin akışını izleyerek dinlendim.

Bu gün boyunca şehri daha yakından gözlemleme fırsatım oldu. Suyun hem gazlı hem gazsız çeşitlerinin satıldığını, seçim yaparken dikkat etmek gerektiğini fark ettim; ilk seferinde yanlışlıkla gazlı su alıp biraz şaşırmıştım. Bakü şehir merkezinin oldukça temiz ve düzenli olduğunu, otobüslerin modern ve rahat olduğunu gördüm, bu da şehirde yaya olarak dolaşmayı bile keyifli kılıyordu. Google Haritalar'ın bazen durakları yanlış gösterdiğini de deneyimledim, bu yüzden yön bulurken biraz daha dikkatli olmakta ve gerektiğinde çevredekilere sormakta fayda var. Şehirde birçok Türk zincirinin yanı sıra Bakcell ve Azercell gibi yerel operatörlerin de mevcut olduğunu gördüm. Yerel halkın genellikle trafik kurallarına uymaya özen gösterdiğini ve giyimlerine dikkat ettiğini fark ettim; Uber ve Bolt gibi uygulamalar da şehirde oldukça yaygın kullanılıyor, bu da taksi pazarlığı gibi dertlerden beni kurtardı.

Son Gün: Simitler, Finiküler ve Veda

Bakü'deki son günümde artık koşuşturmayı bırakıp biraz rahatlamaya ve son kalan turistik noktaları görmeye odaklandım. Bavulumu toplamadan önce şehri son bir kez, acelesiz bir gözle görmek istedim. Kahvaltımı Simit Sarayı'nda yaptım; 16.5 AZN'ye iki farklı simit türü denedim ve bu, güne güzel bir başlangıç oldu. Ardından şehrin finiküler hattına bindim; bu kısa ama keyifli yolculuk bana yalnızca 1 AZN'ye mal oldu, yukarıdan şehri ve Hazar'ı bir kez daha izleme fırsatı buldum ve ilk günkü o alçalış anında hissettiğim şeyi, şimdi yerden, tepeden bir kez daha yaşadım.

Bu seyahat, Azerbaycan kültürü ve insanları hakkında çok şey öğrenmemi sağladı. Harcamalarım genel anlamda oldukça makul ve hesaplıydı; şehirde ulaşım, yemek ve alışveriş gibi temel ihtiyaçlarınızı kolayca ve uygun fiyatlarla karşılayabiliyorsunuz. Seyahatim boyunca öğrendiğim en önemli detay ise Azerbaycan'ın misafirperverliği ve Türk kültürüne olan yakınlığıydı; sanki hiç yabancı bir ülkede değil de, biraz farklı ama bir o kadar da tanıdık bir şehirde geziniyordum. Havaalanına dönerken pencereden son bir kez baktığım Hazar, beni geldiğim gibi, sakin ve davetkar bir şekilde uğurladı. Bu güzel deneyimi kesinlikle tekrar yaşamayı planlıyorum.

Pratik Bilgiler / Bütçe Özeti

Beş günlük Bakü seyahatimde harcadığım toplam tutar, beş gecelik konaklama dahil olmak üzere yaklaşık 373,5 AZN oldu; günün kuruyla (8 AZN yaklaşık 150 TL üzerinden) bu rakam kabaca 7.000 TL civarına denk geliyor. Bu bütçenin içinde 80 AZN'lik hostel konaklaması, 18 AZN'lik internet paketi, çeşitli kafe ve restoran harcamaları, bir müze girişi, hediyelik eşyalar ve giyim alışverişi vardı.

Tasarruf etmek isteyenler için birkaç ipucu vereyim. Öncelikle Bakükart'ı mutlaka havalimanının iç hatlar terminali çıkışından alın ve üzerine ihtiyacınız kadar bakiye yükleyin; ancak kart alımının ve yüklemesinin yalnızca nakit kabul ettiğini unutmayın, aynı kural hediyelik eşya satan birçok dükkan için de geçerli. Şehir içinde dolaşırken otobüs ve metroyu tercih edin; havalimanı çıkışındaki korsan taksicilerden uzak durup Uber veya Bolt gibi uygulamaları kullanmak hem daha güvenli hem daha ekonomik. Havalimanından merkeze giden otobüslerin her 30 dakikada bir kalktığını ve direkt merkeze gitmediğini, Köroğlu İstasyonu'nun bir aktarma noktası gibi çalıştığını unutmayın. Parayı bozdururken ABB bankasını tercih etmek mantıklı, çünkü komisyon kesmeden manat sağlıyor; Papara gibi uygulamalar üzerinden çekim yaparken ise küçük de olsa bir komisyon kesintisi olabileceğini hesaba katın.

Yeme-içme tarafında bütçenizi rahatlatmak için yerel kafeleri (Çaybağı 145, Coffee Mood gibi) tercih edebilir, bir latte için genelde 7-8 AZN aralığında bir fiyat bekleyebilirsiniz. Türk markalarının ve restoranlarının, Mado, Simit Sarayı, Simit House, Köfteci Ramiz ve LC Waikiki gibi, Bakü'de bu kadar yaygın olması hem bütçenizi tahmin etmenizi kolaylaştırıyor hem de evinizden çok uzakta olmadığınız hissini veriyor. Şirvanşahlar Sarayı gibi tarihi noktalara ayrılan 15 AZN'lik giriş ücretini ve finiküler gibi 1 AZN'lik ulaşım keyiflerini bütçenize mutlaka pay ayırın, çünkü bunlar Bakü'yü asıl Bakü yapan deneyimler. Sonuç olarak, doğru planlamayla Hazar kıyısındaki bu sıcak şehri hem cebinizi yormadan hem de dolu dolu gezebilirsiniz. Bakü gibi tek bir şehir için bile yurtdışında internet işinizi çok kolaylaştırır: eSIM rehberimize göz atın.