Bir Müslüman İstanbul’da birine “Selamün aleyküm” dediğinde ile bir Yahudi cemaati mensubunun Balat’ta ya da Kudüs’te “Şalom aleichem” demesi arasında, göründüğünden çok daha eski bir bağ var. İkisi de aynı üç sessiz harften türeyen, aynı anlamı taşıyan bir cümleyi tekrarlıyor: “Üzerinize barış olsun.” Bu bir tesadüf değil; Arapça ve İbranice, Sami dil ailesinin iki farklı kolu ve bu iki selamlaşma kalıbı gramatik olarak da birbirinin neredeyse birebir aynısı. Peki bu benzerlik nereden geliyor ve bu ortak mirasın somut izlerini gezginler nerede görebilir?
Aynı Kökten İki Dal: Ş-L-M Neyi İfade Eder?
Sami dillerinin çoğunda kelimeler, üç ünsüz harften oluşan bir “kök” etrafında şekillenir; ünlüler ve ekler bu köke farklı anlamlar kazandırır. Arapçadaki k-t-b kökünden “kataba” (yazdı), “kitab” (kitap) ve “mektep” (okul) türemesi gibi bir mantıkla, ş-l-m kökü de Arapça ve İbranicede “güvende olmak, sağlam ve eksiksiz olmak” anlamına dayanır. Etimoloji sözlüğü Etymonline’a göre Arapça salam, “güvende olmak” anlamındaki salima fiilinin kökünden gelir; aynı kökten “teslim olmak” anlamındaki İslam ve “teslim olan” anlamındaki Müslüman kelimeleri de türemiştir. Merriam-Webster sözlüğü ise İbranice shalom’un doğrudan “barış” anlamına geldiğini ve aynı üç harfli kökten geldiğini belirtir. Yani “selam” ile “şalom”, iki ayrı dilin tesadüfen benzeşen kelimeleri değil, aynı dil ailesinin binlerce yıl önce ayrışmış iki dalının ortak mirasıdır.
“Size Selam Olsun”: İki Dilde Aynı Kalıp
Benzerlik yalnızca tek bir kelimeyle sınırlı değil, cümlenin kuruluşunda da devam ediyor. Merriam-Webster’a göre İbranice “shalom alechem” tam olarak “peace unto you” yani “üzerinize barış” anlamına gelirken, Arapça “as-salaam alaikum” da aynı sözlüğe göre “peace to you” yani “size barış” anlamındadır. İki ifade de aynı kalıbı izler: önce “barış/selam” kökü, ardından “size/üzerinize” eki. Bu, iki dilin birbirinden bağımsız gelişmediğinin, yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada iç içe yaşadığının dilsel bir izidir. Nitekim Türkçenin de tarih boyunca komşu dillerle bu tür karşılıklı alışverişler yaşadığını, Türkçeye en çok kelime veren diller ve bu bin yıllık serüven üzerinden takip etmek mümkün. Dil, bir halkın kiminle komşu olduğunun, kiminle ticaret ve komşuluk yaptığının en sessiz tanığıdır.
1492: Bir Sürgünün Osmanlı Kıyılarında Bulduğu Liman
Bu dilsel akrabalığın gezginler için somut bir tarihe dönüştüğü nokta 1492’dir. O yıl İspanya’nın Katolik kralları, Hristiyanlığa geçmeyi kabul etmeyen tüm Yahudilerin ülkeyi terk etmesini emreden Elhamra (Alhambra) Fermanı’nı imzaladı. Türk Yahudi Toplumu’nun resmi kaynaklarına göre, dönemin Osmanlı Sultanı II. Bayezid bu sürgün edilenlere yerleşim için resmi bir davet gönderdi; 1481-1512 yılları arasındaki saltanatı, Yahudilerin Anadolu’ya göçünün en yoğun yaşandığı dönem oldu. Sefarad Yahudileri başta İzmir, Bursa ve İstanbul olmak üzere Anadolu’nun birçok şehrine yerleşti; zamanla ticaret, zanaat ve kültürel hayatın görünür bir parçası hâline geldiler. Bu yerleşimin en tanınmış örneklerinden biri, Osmanlı topraklarından bugüne uzanan Burla ailesinin hikâyesidir. Aynı sürgün dalgası, komşu Selanik’i de yüzyıllar boyunca bölgenin en büyük Sefarad topluluklarından birinin merkezi hâline getirdi.
Balat’tan Ankara’ya: Anadolu’nun Sessiz Sefarad Haritası
Bu mirasın en yoğun izlerine İstanbul’un Haliç kıyısındaki Balat semtinde rastlanır. Türk Yahudi Toplumu’nun kayıtlarına göre semtteki Ahrida Sinagogu 15. yüzyılda inşa edilmiş, Osmanlı’ya sığınan Sefarad Yahudilerinin yerleştiği en eski mahallelerden birinin merkezi olmuştur. Balat’a birkaç durak uzaklıktaki Türk Musevileri Müzesi ise resmi tanıtımına göre “2600 yıllık” bir tarihi ve kültürel mirası anlatıyor; müze 2001’de eski Zülfaris Sinagogu binasında açılmış, 2015’in sonundan itibaren Neve Şalom Sinagogu bünyesindeki yeni yerinde ziyaretçi kabul etmeye başlamıştır.
Ama bu harita İstanbul’la sınırlı değil. Aynı mirasın izleri Anadolu’nun farklı köşelerinde de karşımıza çıkıyor: Ankara’nın saklı sinagogu ve unutulmuş Yahudi mahallesi, İzmir Havra Sokağı’ndaki tarihi sinagoglar, Çorlu’daki otların arasında kalmış Yahudi mezarlığı ve Gelibolu’daki Sefarad cemaatinden geriye kalan mezarlık gibi duraklar, bu köprünün yalnızca büyük şehirlere değil, taşraya da uzandığını gösteriyor.
Sınır Ötesi Aynı Miras: Selanik ve Toledo
Aynı hikâyenin farklı sayfaları Türkiye sınırlarının dışında da okunabilir. Yüzyıllar boyunca “Balkanların Kudüsü” olarak anılacak kadar büyük bir Sefarad nüfusuna ev sahipliği yapan Selanik’te, şehrin Yahudi Müzesi bu topluluğun binlerce yıllık varlığını ve 20. yüzyıldaki trajik kaybını anlatıyor. İspanya’da ise bu mirasın kaynağı görülebilir: Toledo’nun tarihi Yahudi mahallesindeki El Tránsito Sinagogu, İspanya Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi tanıtıma göre 14. yüzyılda Samuel ha-Leví tarafından yaptırılmış, günümüzde Sefardí Müzesi’ne ev sahipliği yapan, Hispano-Yahudi sanatının en önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Aynı şehirdeki taş işçiliğinde Arapça ve İbranice yazıtların yan yana durması, selam ile şalomun ait olduğu o ortak dünyanın mimariye yansımış hâlidir.
Gezgin İçin Not: Sinagog Ziyaretine Gitmeden Önce
Bu mirası yerinde görmek isteyen gezginler için birkaç pratik nokta var. Türk Yahudi Toplumu’nun resmi bilgilerine göre İstanbul’daki sinagogları ziyaret etmek güvenlik gerekçesiyle önceden düzenleme gerektiriyor: ziyaretçilerin yanlarında mutlaka kimlik veya pasaport bulundurması, girişte güvenlik kontrolünden geçmesi bekleniyor. Balat’taki Ahrida ve Yanbol sinagogları için rezervasyonun en az üç gün önceden yapılması gerekiyor; Türk Musevileri Müzesi ve Neve Şalom Sinagogu ise hafta içi belirli saatlerde, randevuyla ziyarete açık. Müzeler ve sinagoglar cumartesi günleri, Şabat ve dini bayramlarda kapalı oluyor. Toledo’daki Sefardí Müzesi ve Selanik’teki Yahudi Müzesi’nde ise ziyaret saatleri mevsime göre değişebiliyor; her iki durumda da yola çıkmadan önce ilgili kurumun kendi iletişim kanallarından teyit almak en sağlıklısı.
Özetle
“Selam” ve “şalom”, Arapça ve İbranicenin ortak Sami kökeninden -ş-l-m- gelen, hem anlamca hem cümle yapısı olarak neredeyse birebir örtüşen iki kardeş ifadedir. Bu dilsel akrabalık, 1492’de İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudilerinin Osmanlı topraklarında bulduğu sığınakla somut bir tarihe dönüşmüş; Balat’tan İzmir’e, Ankara’dan Selanik ve Toledo’ya uzanan bir mekânlar haritası bırakmıştır. Bu izleri yerinde görmek isteyenler için tek şart, ziyaret öncesi kimlik, randevu ve güvenlik kurallarını ilgili kurumdan teyit etmek.



