Bir Kaşgar pazarında Uygur satıcıyla, bir Bakü meyhanesinde Azeri garsonla, bir Bişkek otobüsünde Kırgız bir teyzeyle sohbet ettiğimde hep aynı şeyi hissettim: kelimelerin yarısı tanıdık, yarısı yabancı. Türkçe konuşan biri için bu, dünyanın en büyülü dil deneyimlerinden biri. Çünkü Türkiye'de konuştuğumuz dil, aslında Orta Asya'dan Sibirya'ya, Balkanlar'dan Çin'in batısına kadar uzanan kocaman bir dil ailesinin sadece bir üyesi. Bu yazıda "24 Türk lehçesi" başlığının nereden geldiğine, dilbilimcilerin bu aileyi nasıl gruplandırdığına ve bugün kaç kişinin hangi Türk dilini konuştuğuna gerçek rakamlarla bakıyorum.
Önce bir netlik: "24" rakamı nereden geliyor?
Türk dünyasıyla ilgili yazılarda sık sık karşımıza çıkan "24 Türk lehçesi/boyu" ifadesi, aslında dilbilimsel bir sayım değil, Oğuz Kağan Destanı ve Reşideddin ile Ebulgazi Bahadır Han gibi tarihçilerin aktardığı efsanevi bir soy listesinden geliyor: Oğuzların on ikisi Bozok, on ikisi Üçok koluna bağlı toplam 24 boydan (Kayı, Bayat, Avşar, Kınık, Salur, Çepni gibi) oluştuğu anlatısı. Bu, bir kabile-akrabalık şeceresi; bugün konuşulan bağımsız Türk dillerinin sayısı değil. Modern Türkologlar Türk dilleri ailesini sınıflandırırken kaynağa göre farklı sayılara ulaşıyor — kimi çalışmalar otuzun üzerinde ayrı yazı dili ve daha fazla ağız/şive sayıyor, kimi daha dar kriterlerle daha az dil listeliyor. Yani "24" sayısını bir tarih ve kültür referansı olarak okumak, kesin bir dilbilim envanteri olarak okumaktan daha doğru. Bu yazıda ben de sayıyı abartmadan, asıl önemli olan şeye odaklanıyorum: bu ailenin nasıl gruplandığı ve kaç insanı kapsadığı.
Oğuzca: Anadolu'dan Türkmenistan'a uzanan kol
Güneybatı Türkçesi de denen Oğuz grubu, benim de ana dilim olan Türkiye Türkçesini, Azerbaycan Türkçesini, Türkmenceyi, Gagavuzcayı ve İran'daki Horasan Türkçesi ile Kaşkay Türkçesi gibi daha küçük varyantları kapsıyor. Bu grup, tüm Türk dilleri içinde en kalabalık konuşur kitlesine sahip: toplamda yaklaşık 108 milyon insanın konuştuğu tahmin ediliyor. Türkiye Türkçesi tek başına 75-80 milyon civarı ana dil konuşuruna sahip; ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte bu rakam 85-90 milyona kadar çıkıyor. Azerbaycan Türkçesi konusunda kaynaklar arasında ciddi fark var: Wikipedia gibi kaynaklar yaklaşık 24 milyon ana dil konuşuru derken, İran'daki büyük Azeri nüfusunu (tahminen 15-20 milyon) dahil eden bazı hesaplamalar toplam rakamı 30 milyona kadar çıkarıyor. Türkmence ise Türkmenistan, İran'ın kuzeydoğusu ve Afganistan'ın kuzeybatısında toplam 7-8 milyon kişi tarafından konuşuluyor. Moldova'nın Gagavuzya özerk bölgesinde hâlâ yaşayan Gagavuzca ise küçük ama kültürel olarak son derece değerli bir Oğuz dili — üstelik Hristiyan bir Türk topluluğu tarafından konuşulması onu ailenin en ilginç istisnalarından biri yapıyor.
Kıpçakça: bozkırın ve Volga kıyılarının dilleri
Kuzeybatı Türkçesi olarak da anılan Kıpçak grubu, Kazakça, Kırgızca, Tatarca, Başkurtça, Karakalpakça ve Kırım Tatarcası gibi dilleri içine alıyor. Bu grubun toplam konuşur sayısı yaklaşık 30 milyon olarak tahmin ediliyor. Kazakça, Kazakistan'ın resmi dili olmakla birlikte Çin, Rusya, Moğolistan ve Özbekistan'daki topluluklarla birlikte 13 milyonun üzerinde konuşura ulaşıyor. Kırgızca, 2009 nüfus sayımına göre 5,1 milyon ana dil konuşuruna sahip ve Kırgızistan dışında Çin'in Kızılsu Kırgız Özerk Bölgesi ile Tacikistan'ın Gorno-Badakhshan bölgesinde de konuşuluyor. Tatarca ise Rusya Federasyonu'ndaki Tataristan Cumhuriyeti başta olmak üzere birkaç milyon kişi tarafından konuşulan, Kazan çevresinde köklü bir yazı geleneğine sahip bir dil. Kıpçak grubunun coğrafi yayılımı gerçekten çarpıcı: bir uçta Karadeniz'in kuzeyi, diğer uçta Çin sınırına kadar uzanan bir bozkır hattı.
Karlukça: İpek Yolu'nun klasik dilleri
Güneydoğu Türkçesi olarak sınıflandırılan Karluk grubunun iki büyük üyesi var: Özbekçe ve Uygurca. Özbekçe, yaklaşık 34 milyon ana dil konuşuruyla bu grubun en büyük dili ve Orta Asya'nın en kalabalık nüfuslu ülkesi Özbekistan'ın resmi dili. Uygurca ise Çin'in batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde konuşuluyor; güncel tahminler 8 ila 13 milyon arasında değişen bir konuşur nüfusundan söz ediyor. İkisini topladığımızda Karluk grubu 40 milyonu aşan bir konuşur kitlesine ulaşıyor. Kaşgar'da geçirdiğim günlerde fark ettiğim şey, Uygurcanın Özbekçeye kulak aşinalığı açısından oldukça yakın olduğu ama Arapça ve Farsça'dan gelen kelime dağarcığıyla, Türkiye Türkçesinden konuşma diliyle anlaşmanın Oğuz grubundaki kadar kolay olmadığıydı.
Sibirya-Sayan kolu: kuzeyin ayakta kalan Türkçeleri
Aile ağacının en izole ve en kırılgan dalı, Sibirya Türk dilleri. Bu grubun en bilinen üyesi, Rusya'nın Saha (Yakutistan) Cumhuriyeti'nde konuşulan Yakutça (Sahaca) — 2021 Rusya nüfus sayımına göre yaklaşık 480 bin kişi tarafından ana dil olarak konuşuluyor. Tuvaca yaklaşık 130 bin, Kuzey Altayca 57 bin, Hakasça ise 29 bin civarında konuşura sahip. Bu grubun tamamının toplam konuşur sayısı, ana dil ve ikinci dil konuşanlarla birlikte 670 bin dolayında — yani tüm grup, tek başına Türkiye Türkçesinin binde birinden bile az. Bu rakamlar, Sibirya Türkçelerinin UNESCO'nun tehlikedeki diller listelerinde neden sıkça yer aldığını açıkça gösteriyor. Coğrafi olarak da ailenin geri kalanından kopuk: Moğolca, Rusça ve yerli Sibirya dilleriyle yüzyıllardır iç içe yaşamış, bu yüzden Anadolu Türkçesiyle kulaktan anlaşmak neredeyse imkânsız hale gelmiş.
Gezgin notları: bu diller birbirini anlıyor mu?
45'in üzerinde ülke gezmiş biri olarak en çok sorulan sorulardan biri şu: "Türkçe bilen biri Azerbaycan'da, Özbekistan'da ya da Kazakistan'da anlaşabilir mi?" Cevap, gruba göre kökten değişiyor. Bakü'de bir taksi şoförüyle, Aşkabat'ta bir çarşı esnafıyla neredeyse hiç zorlanmadan, cümle kurarak konuşabildim — çünkü Azerbaycan Türkçesi ve Türkmence, benimle aynı Oğuz dalından geliyor ve kelime dağarcığımızın büyük kısmı ortak. Ama Bişkek'te bir Kırgızla ya da Kazan'da bir Tatarla iş aynı değil: Kıpçak grubu, ses değişimleri ve kelime hazinesi bakımından Oğuzcadan yeterince uzaklaşmış, bu yüzden anlaşma daha çok "ortak kökten gelen benzer kelimeleri tahmin etme" oyununa dönüşüyor. Kaşgar'daki Uygur pazarında ya da hayalini kurduğum ama henüz gidemediğim Saha topraklarında ise iş tamamen değişir; oradaki bir konuşmayı takip edebilmek için ya çeviri ya da hazırlıklı bir kulak gerekiyor. Bu tecrübe bana şunu öğretti: "Türk dünyası tek bir dil konuşuyor" cümlesi kulağa hoş gelen ama gerçeği fazla basitleştiren bir slogan. Gerçek olan şu: ortak bir kökten binlerce yılda dallanmış, kimi kolları birbirine kardeş kadar yakın, kimi kolları ise İngilizce ile Almanca kadar (bazen daha da) uzaklaşmış canlı bir dil ailesiyle karşı karşıyayız.
Sonuç: rakamların ötesinde bir miras
Toparlarsak, Türk dilleri ailesi dört ana kolda toplanıyor: Oğuz (Türkçe, Azerice, Türkmence, Gagavuzca), Kıpçak (Kazakça, Kırgızca, Tatarca, Başkurtça), Karluk (Özbekçe, Uygurca) ve sayıca en küçük ama kültürel olarak paha biçilmez Sibirya-Sayan kolu (Yakutça, Tuvaca, Hakasça, Altayca). Toplamda 170 milyonu aşkın insanın bir şekilde bu aileden bir dille büyüdüğü tahmin ediliyor. Başlıktaki "24" rakamını bir dilbilim kataloğu değil, bu ailenin köklerine dair güçlü bir kültürel referans olarak görmek en doğrusu — çünkü gerçek sayı kaynağa göre değişse de, hikâye hep aynı yerden başlıyor: Orta Asya bozkırlarından dünyanın dört bir yanına yayılmış, birbirine hem çok yakın hem de yüzyıllar içinde şaşırtıcı derecede uzaklaşmış bir dil ailesi. Ben bu coğrafyalarda yolculuk ettikçe, her yeni lehçeyle birlikte aslında kendi dilimin de tarihini biraz daha iyi anlıyorum.



