DijiGezgin Blog Yurtdışı İlginç Gezilecek Yerler “Trabzon’u Kaybetmek”: Bir İtalyan Deyiminin ve 437 Yıllık Sokağın Ardındaki Muhteşem Tarih
Yurtdışı İlginç Gezilecek Yerler

“Trabzon’u Kaybetmek”: Bir İtalyan Deyiminin ve 437 Yıllık Sokağın Ardındaki Muhteşem Tarih

Trabzon'u Kaybetmek Bir İtalyan Deyiminin ve 437 Yıllık Sokağın Ardındaki Muhteşem Tarih

Trabzon'u Kaybetmek Bir İtalyan Deyiminin ve 437 Yıllık Sokağın Ardındaki Muhteşem Tarih

“Trabzon’u Kaybetmek”: Bir İtalyan Deyiminin ve Bologna’daki 437 Yıllık Sokağın Ardındaki Muhteşem Türk Tarihi

İtalya’nın kırmızı kiremitli, tarihi şehri Bologna’nın labirenti andıran dar sokaklarında yürürken, bir köşeyi döndüğünüzde sizi şaşırtacak bir tabela ile karşılaşırsınız: “Vicolo Trebisonda”. Yani, “Trabzon Sokağı”. Bu, tesadüfi bir isimlendirme değildir. Bu küçük sokağın adı, tam 437 yıldır, değişmeden orada durmaktadır. Daha da şaşırtıcısı, İtalya’nın farklı şehirlerinde, içinde Trabzon adını taşıyan toplam altı sokak daha bulunmaktadır. Peki, Karadeniz’in incisi, Fatih’in fethettiği bu kadim şehrin adı, nasıl olup da İtalyan sokaklarına ve hatta diline bu kadar derinden işlemiştir? Sadece sokaklara değil, aynı zamanda bir deyime de adını veren bu şehrin sırrı nedir? İşte bu yazı, bir İtalyan deyimi olan ve “yolunu şaşırmak, aklı karışmak” anlamına gelen “Perdere la Trebisonda” yani “Trabzon’u kaybetmek” ifadesinin ve o eski sokakların ardındaki muhteşem tarihi, kültürel ve denizcilik serüvenini adım adım aydınlatacak bir keşif yolculuğudur.

Bölüm 1: Tarihin Sahnesi – Trabzon Neden Bu Kadar Önemliydi?

Bu hikayeyi tam olarak kavrayabilmek için, modern algılarımızdan sıyrılıp 13. ile 15. yüzyıllar arasındaki dünyanın haritasına bakmamız gerekiyor. Bu dönemde Trabzon, sadece Karadeniz kıyısındaki bir şehir değil, dünya ticaretinin ve siyasetinin en kilit noktalarından biriydi. Onun bu paha biçilmez öneminin ardında yatan birkaç temel neden vardı.

Her şey, 1204 yılında, dördüncü Haçlı Seferi ordularının, kendi dindaşlarının şehri olan Konstantinopolis’i (İstanbul’u) yağmalayıp Latin İmparatorluğu’nu kurmasıyla başladı. Bu büyük kaos ve yıkımdan kaçan Bizans İmparatorluğu’nun varisi Komnenos Hanedanı, kendilerine yeni bir yurt ve bir direniş merkezi aradılar. İşte bu merkez, sarp dağlarla korunan, Karadeniz’e hakim, stratejik bir konumdaki Trabzon oldu. Burada, 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu‘nu kurdular. Bu devlet, kendisini Bizans’ın gerçek mirasçısı olarak görüyordu ve tam 257 yıl boyunca, etrafı Müslüman Türk beylikleriyle çevrili bir Hristiyan adası olarak varlığını sürdürdü.

Ancak Trabzon’u asıl önemli kılan, coğrafi konumu ve ticari işleviydi. Trabzon, efsanevi İpek Yolu’nun kuzeydeki en önemli kollarından birinin Karadeniz’e açılan batı kapısıydı. İran’ın Tebriz şehrinden gelen kervanlar, taşıdıkları ipekleri, baharatları, değerli taşları ve diğer egzotik ürünleri Trabzon limanına indirirlerdi. Buradan da, başta Ceneviz ve Venedikli tüccarlar olmak üzere İtalyan denizcilerin gemileriyle bu mallar Avrupa’ya taşınırdı. Bu da Trabzon’u, Doğu ile Batı arasında inanılmaz zengin bir ticaret, kültür ve bilgi alışverişi merkezine dönüştürüyordu.

Bölüm 2: “Perdere la Trebisonda” – Bir Deyimin Doğuşu ve Denizcilikteki Anlamı

Trabzon’un bu stratejik önemi, onu özellikle Karadeniz’de seyreden denizciler için vazgeçilmez bir referans noktası yapmıştı. O dönemde bugünkü gibi modern GPS veya radar sistemleri yoktu. Denizciler, yönlerini bulmak için kıyı şeritlerini, burunları, dağları ve en önemlisi, büyük ve tanıdık liman şehirlerini kullanırlardı. Karadeniz gibi hırçın, sisli ve tehlikeli bir denizde, Trabzon limanı, adeta bir kutup yıldızı gibiydi. Yüzlerce milden görünen heybetli konumu, güvenli limanı ve denizcilerin bildiği ışıkları, bir umut ve yön feneriydi. Fırtınaya yakalanan, yolunu kaybeden bir gemi için Trabzon’a ulaşmak, hayatta kalmak demekti.

Tarih, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle büyük bir kırılma yaşadı. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) tamamen sona erdi. Bu fetihten sonra Trabzon, Karadeniz’deki son büyük Hristiyan kalesi olarak tek başına kaldı. Ancak onun kaderi de, İstanbul’un fethinden sadece sekiz yıl sonra, 1461 yılında belirlendi. Fatih Sultan Mehmet, donanması ve ordusuyla şehri kuşattı ve Trabzon, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası haline geldi. Bu fetihle birlikte, Karadeniz tam anlamıyla bir “Türk gölü” oldu.

İşte “Trabzon’u kaybetmek” deyimi, tam da bu tarihsel olaydan doğmuştur. Fetihle birlikte, Karadeniz’deki seyrüseferin kuralları tamamen değişti. İtalyan denizciler için artık o bildikleri, güvendikleri, sığındıkları ve yönlerini buldukları referans noktası, o “kutup yıldızı” yok olmuştu. Liman artık bir Osmanlı limanıydı ve eski serbestlikleri kalmamıştı. Denizciler, artık o güvenli sığınağı kaybetmişlerdi. Karadeniz’in ortasında pusulasını şaşıran, yönünü bulamayan, kafası karışan bir denizcinin yaşadığı o çaresizlik ve belirsizlik hissi, doğrudan “Trabzon’u kaybetmek” durumuyla özdeşleşti. Bu ifade, denizci jargonundan doğarak, zamanla tüm İtalyan diline yayıldı ve “yolunu kaybetmek, ne yapacağını bilememek, aklı başından gitmek, kontrolü yitirmek” gibi daha genel anlamlar kazandı.

Bu deyim, bir şehrin sadece coğrafi bir mekan değil, aynı zamanda zihinsel bir referans noktası, bir istikrar sembolü olabileceğinin en güçlü kanıtıdır. O sembol yıkıldığında, sadece bir şehir değil, bir yön duygusu, bir düzen de kaybedilmiştir.

Bölüm 3: Bologna’daki “Vicolo Trebisonda” – 437 Yıllık Sessiz Tanıklık

İtalya’da Trabzon adını taşıyan altı sokak olması, şehrin o dönemdeki İtalyan devletçikleri (özellikle Ceneviz ve Venedik) için ne kadar önemli olduğunun bir başka göstergesidir. Ancak bunlar içinde en eskisi ve en bilineni, Bologna şehrindeki “Vicolo Trebisonda” yani Trabzon Sokağı’dır. Bologna, Orta Çağ ve Rönesans döneminde Avrupa’nın ilk ve en önemli üniversitelerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Şehir, sadece bir eğitim merkezi değil, aynı zamanda Venedik’ten gelen Doğu mallarının Avrupa’nın içlerine dağıtıldığı önemli bir ticaret ve finans kavşağıydı.

Bu sokağa 437 yıl önce “Trabzon Sokağı” adının verilmesi, büyük olasılıkla bu ticari bağlarla ilgilidir. Belki de bu sokakta, Trabzon’dan gelen malların depolandığı veya satıldığı dükkanlar vardı. Belki de Trabzon’la yoğun ticaret yapan tüccarlar veya o şehirden gelen bir topluluk burada yaşıyordu. Sebebi ne olursa olsun, bu isimlendirme, Bologna’nın hafızasında Trabzon’un ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösteren, taşa kazınmış bir belgedir. Bugün, her yıl yüzbinlerce turistin yürüdüğü bu popüler ve canlı sokak, aslında omuzlarında asırlık bir Türk şehriyle olan derin bir bağın sessiz anıtını taşımaktadır.

Sonuç: Tarihin Dilde ve Sokaklarda Yaşayan Yankıları

Bugün bir İtalyan, günlük konuşmasında arkadaşına “Mi sono perso, ho perso la Trebisonda!” (“Kayboldum, Trabzon’u kaybettim!”) dediğinde, muhtemelen 600 yıl önce atalarının Karadeniz’de yaşadığı o büyük tarihsel dönüşümden haberdar değildir. Aynı şekilde, Bologna’da “Vicolo Trebisonda”da dondurmasını yiyen bir turist de, o sokağın isminin bir zamanlar dünyanın en zengin ticaret imparatorluklarından birinin başkenti olan Trabzon’dan geldiğini bilmeyebilir.

Ancak bu durum, tarihin ne kadar büyüleyici ve sinsi bir şekilde gündelik hayatımıza işlediğini gösterir. Bir deyim, bir sokak adı, bir medeniyetin yükselişini, bir imparatorluğun düşüşünü, denizcilerin korkularını ve ticaretin küresel rotalarını içinde saklayabilir. Trabzon’un İtalya’daki bu mirası, bize sadece şehrin geçmişteki önemini değil, aynı zamanda Akdeniz ve Karadeniz havzasının nasıl ortak bir kaderi ve hafızayı paylaştığını da hatırlatır. O, iki yaka arasındaki mesafenin, ortak bir tarihin derinliği yanında ne kadar önemsiz kaldığının en güzel kanıtıdır.

Exit mobile version