Türkiye’deki Boşnaklar: Tarihsel Derinlik, Açık Kapı Politikası ve Kültürel Rezonansın Başarılı Entegrasyon Sürecine Etkileri
Uluslararası ilişkiler ve sosyoloji disiplinleri açısından, zorunlu göç hareketleri, hem göç eden topluluklar hem de ev sahibi ülkeler için dönüştürücü ve çok katmanlı süreçlerdir. 20. yüzyılın sonunda Avrupa’nın kalbinde yaşanan Yugoslavya’nın dağılması ve ardından gelen kanlı iç savaşlar, bu türden kitlesel bir yerinden edilme trajedisine sahne olmuştur. Özellikle Bosna-Hersek’te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaş ve sistematik “etnik temizlik” politikaları, yüz binlerce Boşnak’ı vatanlarını terk etmeye zorlamıştır. Bu süreçte Türkiye, tarihsel, kültürel ve siyasi faktörlerin bir araya gelmesiyle, bu mülteci dalgası için en önemli sığınma limanlarından biri haline gelmiştir. Bu analiz, 1990’larda yaşanan Boşnak göçünün nedenlerini, Türkiye’ye yerleşme dinamiklerini ve bu göçün ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik dokusuna olan uzun vadeli etkilerini detaylı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır.
Tarihsel Zemin: Bir Devletin Çöküşü ve Göçün Tetiklenmesi
Yugoslavya’nın trajedisini anlamak için, Mareşal Tito’nun “Kardeşlik ve Birlik” (Bratstvo i jedinstvo) doktrini altında bir arada tuttuğu karmaşık etnik yapıyı kavramak gerekir. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, Slovenler, Makedonlar ve Karadağlılar gibi farklı Güney Slav halklarını tek bir federal çatı altında birleştiren bu yapı, Tito’nun 1980’deki ölümünün ardından hızla çözülmeye başladı. 1980’lerin sonlarında Sırbistan’da Slobodan Milošević gibi milliyetçi liderlerin yükselişi, cumhuriyetler arasındaki gerilimi tırmandırdı ve bir domino etkisiyle ayrılıkçı hareketleri tetikledi.
1992’de Bosna-Hersek’in bağımsızlık referandumu ve ardından gelen uluslararası tanınma, savaşın fitilini ateşledi. Radovan Karadžić liderliğindeki Bosnalı Sırp güçleri, Yugoslav Halk Ordusu’nun (JNA) desteğiyle, “Büyük Sırbistan” idealini gerçekleştirmek amacıyla Boşnak ve Hırvat nüfusun yoğun olduğu bölgelerde geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Bu operasyon, sadece bir toprak kazanma mücadelesi değil, aynı zamanda bölgenin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi hedefleyen acımasız bir etnik temizlik projesiydi. Şehirlerin kuşatılması (özellikle Saraybosna Kuşatması), toplama kampları, sistematik tecavüz ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük toplu katliam olan Srebrenitsa Soykırımı, bu projenin en karanlık yüzünü oluşturdu. Bu vahşet ortamı, milyonlarca insan için tek bir seçenek bıraktı: Hayatta kalabilmek için kaçmak.
Stratejik Bir Rota Olarak Türkiye: Tarihsel ve Lojistik Nedenler
Boşnak mültecilerin önemli bir bölümünün rotasını Türkiye’ye çevirmesi, çok boyutlu ve rasyonel nedenlere dayanmaktadır. Bu tercih, Türkiye’yi diğer potansiyel sığınma ülkelerinden ayıran bir dizi avantajın sonucudur.
1. Tarihsel Derinlik ve “Ana Vatan” Algısı
Balkanlar’ın yaklaşık 500 yıl süren Osmanlı İmparatorluğu yönetimi, bölge ile Anadolu arasında silinmez bağlar kurmuştur. Özellikle İslamiyet’i benimseyen Boşnaklar, kendilerini tarihsel olarak “Evlad-ı Fatihan” (Fatihlerin Evlatları) mirasının bir parçası olarak görmüşlerdir. Bu kolektif hafıza, Türkiye’yi bilinmez bir yabancı diyar olmaktan çıkarıp, zor zamanlarda sığınılacak bir “ana vatan” veya güvenli bir akraba olarak konumlandırmıştır. 1878 Berlin Antlaşması, Balkan Savaşları ve sonrasında yaşanan çeşitli göç dalgalarıyla Türkiye’ye yerleşmiş olan önceki kuşakların varlığı, bu algıyı daha da güçlendirmiştir.
2. Mevcut Diaspora Ağları: Hazır Bir Sosyal Zemin
1990’lardaki göçmenler, Türkiye’ye tamamen boş bir zemine gelmediler. Önceki göç dalgalarıyla oluşmuş olan Boşnak ve diğer Balkan kökenli diaspora, yeni gelenler için hayati bir “sosyal sermaye” işlevi gördü. İstanbul’un Pendik, Bayrampaşa, Eyüp gibi ilçeleri, Bursa ve İzmir’in belirli mahalleleri, zaten bu toplulukların yaşadığı merkezlerdi. Bu ağlar, yeni gelenlere ilk barınma imkanlarını sağlama, iş bulmalarına yardımcı olma, bürokratik süreçlerde rehberlik etme ve en önemlisi psikolojik destek sunma gibi kritik roller üstlendi. Bu hazır sosyal altyapı, entegrasyon sürecinin ilk ve en zorlu aşamasını önemli ölçüde kolaylaştırdı.
3. Kültürel ve Dini Rezonans
Ortak İslam inancı ve benzer aile yapısı, gelenekler, mutfak kültürü gibi unsurlar, kültürel şoku minimize eden faktörlerdi. Boşnaklar, Türkiye’de toplumsal yaşamın temel kodlarına yabancı değillerdi. Bu durum, onların sosyal çevreye adaptasyonunu ve yerel halk tarafından kabulünü olumlu yönde etkiledi. Dini ve kültürel olarak kendilerini “öteki” olarak hissetmemeleri, entegrasyonun temel dinamiklerinden biri oldu.
4. Türkiye’nin Açık Kapı Politikası ve Lojistik Kolaylık
Dönemin Türkiye hükümeti, Balkanlar’daki bu insani krize kayıtsız kalmayarak, mültecilere yönelik bir “açık kapı” politikası benimsedi. Sınırlarda vize muafiyetleri ve kolaylaştırılmış giriş prosedürleri uygulandı. Bu resmi tutum, uluslararası hukukun ve insani yardımın bir gereği olmasının yanı sıra, Türkiye’nin Balkanlar’daki tarihsel rolünün ve “soydaş” olarak görülen topluluklara yönelik sorumluluk algısının bir yansımasıydı. Coğrafi yakınlık ve ulaşım kolaylığı da Türkiye’yi lojistik olarak en erişilebilir sığınma limanlarından biri haline getirdi.
Entegrasyon Süreci: Toplumsal Uyum ve Ekonomik Katkı
Türkiye’ye gelen Boşnaklar, kısa sürede pasif bir mülteci konumundan çıkarak, ülkenin ekonomik ve sosyal hayatına aktif olarak katılan bir topluluğa dönüştüler. Bu süreç, belirli karakteristik özellikler taşır.
Ekonomik Katkı ve Girişimcilik: Boşnak göçmenler, genellikle çalışkanlıkları, disiplinleri ve özellikle zanaatkarlık ve ticaret alanlarındaki yetenekleriyle tanınırlar. Sanayi şehirleri olan Bursa, İstanbul ve İzmir’e yerleşmeleri, onların hızla iş gücü piyasasına dahil olmalarını sağladı. Tekstil, metal işleme, mobilya üretimi gibi imalat sektörlerinde aranan elemanlar oldular. Daha da önemlisi, pek çoğu kendi işini kurma yolunu seçti. Bugün Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış olan “Boşnak Börekçileri” ve “Boşnak Mantıcıları”, bu girişimci ruhun en somut ve lezzetli örneğidir. Bu işletmeler, sadece bir geçim kapısı olmanın ötesinde, Balkan mutfağını Türkiye’de popülerleştiren ve yeni bir gastronomik sektör yaratan kültürel elçilere dönüştü.
Sosyal Uyum ve Sivil Toplum: Boşnak toplumu, kendi kimliğini koruma ve yeni vatanlarına entegre olma arasında başarılı bir denge kurmuştur. Bu dengenin sağlanmasında, kurdukları çok sayıda dernek ve vakıf kilit rol oynamıştır. Bu sivil toplum kuruluşları, hem Boşnakça dil kursları, kültürel etkinlikler ve anma törenleri düzenleyerek kendi miraslarını canlı tutmuş, hem de Türk toplumuyla ilişkileri güçlendiren sosyal projeler yürütmüştür. Genellikle içe kapalı bir cemaat yapısı yerine, toplumun geneliyle uyum içinde yaşayan bir profil çizmişlerdir.
Bugünün Mirası: İki Toplum Arasındaki Beşeri Köprü
Bugün, 1990’larda Türkiye’ye gelenlerin çocukları ve torunları olan ikinci ve üçüncü kuşaklar, Türkiye toplumunun her alanında varlık göstermektedir. Bu nesiller, kendilerini hem Türk hem de Boşnak olarak tanımlayan, akıcı bir şekilde Türkçe konuşan, ancak aile köklerine ve Boşnak kültürüne derinden bağlı, zengin bir çift kimliğe sahiptir. Eğitimden sanata, spordan siyasete kadar birçok alanda başarılı bireyler olarak Türkiye’ye katkı sağlamaktadırlar.
Bu topluluğun varlığı, Türkiye ile Bosna-Hersek arasındaki ilişkiler için de stratejik bir önem taşımaktadır. Onlar, iki ülke arasında sadece kan bağı değil, aynı zamanda dil, kültür ve ortak anılarla örülmüş doğal bir “beşeri köprü” oluşturmaktadır. Bu köprü, turizmden ticarete, diplomatik ilişkilerden kültürel alışverişe kadar her alanda pozitif bir etki yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Yugoslavya İç Savaşı’nın yol açtığı 1990’lar Boşnak göçü, başlangıcındaki trajediye rağmen, Türkiye için bir entegrasyon başarı hikayesine dönüşmüştür. Bu süreç, Türkiye’nin tarihsel göçmen ülkesi kimliğini pekiştirmiş, sosyal ve kültürel dokusunu zenginleştirmiş ve Balkanlar ile olan bağlarını onarılamaz bir şekilde güçlendirmiştir. Bir zamanlar savaşın yerinden ettiği bir halk, bugün Türkiye’nin geleceğine katkıda bulunan değerli ve ayrılmaz bir parça haline gelmiştir.

