Hangi Bakanın Ailesi 1821 Tripoliçe Katliamından Fidye Ödeyerek Kurtuldu?

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Maarif Vekilliği (Milli Eğitim Bakanlığı) yapan, Türk Ocakları'nın efsanevi hatibi Hamdullah Suphi Tanrıöver... Onu tanıyanlar coşkulu nutuklarını, İstiklal Marşı'nın Meclis'te kabulündeki rolünü bilir. Peki bu ailenin kökeninde, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan bir kentte yaşanan ve tarihin en tartışmalı olaylarından biri olan bir dram olduğunu kaç kişi biliyor?

Mora'nın Kalbinde Bir Aile

Hamdullah Suphi'nin dedesi Abdurrahman Sami Paşa, 1794'te Mora'nın önemli kentlerinden Tripoliçe'de (bugünkü Tripoli) doğdu. Babası Ahmed Necib Efendi, kentin ileri gelen bir din adamıydı. Genç Abdurrahman burada iyi bir eğitim aldı; Arapça, Farsça, Fransızca, Rumca, İbranice ve Latince öğrendiği aktarılır. Yani aile, Mora'nın köklü ve kültürlü bir çevresine mensuptu.

1821: Tripoliçe'nin Düşüşü

1821'de başlayan Yunan İsyanı, Mora'yı bir savaş alanına çevirdi. Theodoros Kolokotronis önderliğindeki isyancılar, aylarca süren kuşatmanın ardından 23 Eylül 1821'de Tripoliçe'yi ele geçirdi. Kentte on binlerce sivil bulunuyordu: Türkler, Arnavutlar, Yahudiler ve bir miktar Rum. Kentin düşüşünü, tarih literatürüne Tripoliçe Katliamı olarak geçen günler izledi. Ölü sayısı konusunda tarihçiler farklı rakamlar verir; tahminler binlerle on binler arasında değişir. Kentin Müslüman ve Yahudi nüfusunun büyük bölümü bu günlerde hayatını kaybetti.

İşte Abdurrahman Sami ve ailesi de bu kaosun içinde esir düştü. Diplomat ve tarihçi Bilal N. Şimşir'in aktarımına göre aile, önemli miktarda fidye ödeyerek esaretten kurtulabildi ve Mora'dan Mısır'a geçebildi.

Mısır'da Yeniden Doğuş

Abdurrahman Sami, 1823 (kimi kaynaklara göre 1825) civarında esaretten kurtulup Mısır'a ulaştı. Ancak kardeşleri Baki ve Hayrullah, Tripoliçe'de rehin olarak kaldı. Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın hizmetine giren Sami, kısa sürede Mısır bürokrasisinin önemli isimlerinden biri oldu. Mehmed Ali'nin oğlu İbrahim Paşa Mora İsyanı'nı bastırmakla görevlendirildiğinde onunla birlikte bölgeye gitti ve kardeşlerini kurtardı. Yaklaşık yirmi beş yıl Mısır'da kaldı; Bulak Matbaası'nın müdürlüğü gibi görevler üstlendi ve 1831'de mirliva rütbesiyle Mehmed Ali'nin başyardımcılarından biri oldu.

Yıllar sonra Osmanlı hizmetine dönen Abdurrahman Sami Paşa, 1857'de kurulan ilk Maarif Nezareti'nin ilk nazırı oldu. Yani bir ailenin eğitimle olan bağı, dede ile torun arasında adeta bir köprü kurdu.

Bir Soyun Belleği

Hamdullah Suphi'nin babası Abdüllatif Subhi Paşa da Maarif Nazırlığı yaptı; amcası Sami Paşazade Sezai ise Tanzimat edebiyatının tanınmış yazarlarındandı. Bu aile, Mora'dan İstanbul'a, oradan da Cumhuriyet'in kuruluş kadrolarına uzanan bir hafıza taşıdı. Hamdullah Suphi'nin daha sonra Romanya elçisi olarak Gagavuz Türkleriyle ilgilenmesi de bu köklü "Rumeli hafızası"nın bir yansıması olarak okunabilir.

Balkanlardan Anadolu'ya uzanan benzer aile hikâyeleri için Atina'nın semt isimlerinde saklı 1821 izleri yazımıza da göz atabilirsiniz.

Bir Ailenin Rumeli Hafızası

Tanrıöver ailesinin hikâyesi, aslında koca bir neslin göç ve travma belleğinin küçük bir örneği. 1821 sonrasında Mora'dan, ardından Balkanların dört bir yanından Anadolu'ya doğru büyük bir nüfus hareketi yaşandı. Bu göç dalgaları, yanlarında sadece eşya değil, hikâyeler, acılar ve bir daha dönemedikleri toprakların hasretini de taşıdı. Abdurrahman Sami Paşa gibi eğitimli, çok dilli bir ailenin fertleri, bu belleği Osmanlı ve Cumhuriyet bürokrasisinin en üst kademelerine taşıdı.

Hamdullah Suphi'nin hayatına bakıldığında, bu "Rumeli hafızası"nın izleri açıkça görülür. Türk Ocakları'nın başkanı olarak milliyetçi düşüncenin şekillenmesinde rol oynadı; İstiklal Marşı'nın Meclis'te okunup kabul edilmesinde önemli bir işlev gördü. Daha sonra Romanya (Bükreş) elçisi olarak görev yaptığı yıllarda, Balkanlarda yaşayan ve Türkçe konuşan Gagavuz topluluğuyla yakından ilgilendi; onların eğitimi ve kültürel bağları için çaba gösterdi.

Yani Mora'da fidyeyle kurtulan bir ailenin torunu, bir asır sonra yine Balkanlarda, bu kez bir Türk topluluğuyla bağ kurmak için çalışıyordu. Tarih bazen böyle döngüler kurar. Bir ailenin belleği, coğrafyalar ve kuşaklar arasında yolculuk eder ve beklenmedik biçimlerde yeniden yüzeye çıkar. Tripoliçe'den İstanbul'a, oradan Bükreş'e uzanan bu çizgi, kişisel bir hikâyeden çok daha fazlasıdır.

Bu hikâye, tarihin büyük olaylarının aslında tek tek ailelerin, insanların yaşamları üzerinden nasıl aktığını gösteren güçlü bir örnek. Bir katliamdan fidyeyle kurtulan bir çocuk, yıllar sonra koca bir imparatorluğun eğitim sistemini kuran adam oluyor; onun torunu ise bir cumhuriyetin kültür hayatına yön veriyor. Tripoliçe'nin sokaklarında başlayan bu öykü, İstanbul'un ve Ankara'nın koridorlarında devam ediyor. İşte bu yüzden tarih, sadece tarihler ve savaşlardan değil, bu tür insani hikâyelerden oluşur.

Sıkça Sorulan Sorular

Abdurrahman Sami Paşa kimdir?
1794 Tripoliçe doğumlu Osmanlı devlet adamı, Hamdullah Suphi Tanrıöver'in dedesi ve Osmanlı'nın ilk Maarif Nazırı'dır.

Aile katliamdan nasıl kurtuldu?
Bilal N. Şimşir'in aktarımına göre aile, yüklü miktarda fidye ödeyerek esaretten kurtulmuş ve Mora'dan Mısır'a geçmiştir.

Tripoliçe bugün nerede?
Bugünkü adıyla Tripoli, Yunanistan'ın Mora (Pelopones) yarımadasının iç kesiminde yer alır.

Not: Olayın ölü sayısı ve bazı tarihler, kaynaklara göre farklılık gösterir; buradaki aktarım tarihçi çalışmalarına ve Bilal N. Şimşir'in eserine dayanır.