Balkanlar'da bir otobüs yolculuğunda, Belgrad'dan Saraybosna'ya geçerken, yol kenarındaki bir hamamın kalıntısını görüp durakladığımı hatırlıyorum. Şoför Boşnakça bir şeyler söyledi, ama kelimelerin arasına serpiştirilmiş "çarşı", "konak", "komşu" gibi sözcükler bana tanıdık geldi. Aynı hissi yıllar sonra Kahire'nin eski çarşısında, bir başka sefer Beyrut'un dağ köylerinde de yaşadım — farklı diller, farklı mutfaklar ama ortak bir idari-mimari damar. 45'in üzerinde ülke gezdikten sonra fark ettiğim bir şey var: Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları çoktan tarihe karışmış olsa da, izleri hâlâ üç kıtaya yayılmış onlarca ülkenin mutfağında, mimarisinde ve gündelik dilinde yaşıyor. Bu yazıda, "bugün hangi ülkeler Osmanlı toprağıydı" sorusuna, uydurma değil doğrulanabilir bilgilerle cevap vermeye, aynı zamanda sık tekrarlanan bazı yanlış "Osmanlı toprağıydı" iddialarını da düzeltmeye çalışacağım.
Osmanlı en geniş sınırlarına hangi yılda ulaştı?
Bu sorunun tek bir "doğru" tarihi yok, çünkü imparatorluk yüzyıllar boyunca dalgalı bir genişleme seyri izledi. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1566'daki ölümüne kadar imparatorluk zaten devasa bir büyüklüğe ulaşmıştı; ama toprak kaybı hemen başlamadı. 17. yüzyılda da genişleme sürdü: 1669'da Girit'in fethi tamamlandı, 1672'de Podolya (bugünkü Ukrayna'nın bir kısmı) Osmanlı topraklarına katıldı. Tarihçilerin çoğu, imparatorluğun coğrafi olarak en geniş haline 1683'te, yani II. Viyana Kuşatması'nın yaşandığı yılda ulaştığını kabul eder — ironik şekilde bu kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanması, gerilemenin de fiilen başlangıcı oldu. O tarihte Osmanlı toprakları yaklaşık 5,2 milyon kilometrekareye, yani bugünün onlarca ülkesine yayılıyordu.
Balkanlar: Avrupa'daki en uzun Osmanlı mirası
Osmanlı'nın Avrupa'daki varlığı 14. yüzyılda başladı ve bazı bölgelerde 500 yılı aştı. Bugünkü Yunanistan (1453 İstanbul'un fethinden sonraki dönemde neredeyse tamamı, 1830'da bağımsızlığını kazanana dek), Bulgaristan (1396'dan 1878'e kadar doğrudan yönetildi), Sırbistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk'un tamamı uzun süre Osmanlı eyaletiydi. Macaristan'ın orta kesimi de 1541-1699 arasında Budin Eyaleti adıyla doğrudan Osmanlı yönetimindeydi — Budapeşte'deki Rudas Hamamı hâlâ o dönemden kalma. Romanya'nın öyküsü biraz farklı: Eflak ve Boğdan prenslikleri doğrudan ilhak edilmedi, imparatorluğa vergi ödeyen ve dış politikada bağımlı özerk beylikler olarak kaldı. Bu nüansı atlamamak önemli, çünkü "Romanya tamamen Osmanlı toprağıydı" demek yanıltıcı olur.
Orta Doğu: Yavuz Sultan Selim'in mirası
Orta Doğu'daki genişlemenin büyük kısmı I. Selim (Yavuz) döneminde, 1516-1517 Mısır seferiyle geldi. Bugünkü Suriye, Lübnan ve Ürdün toprakları bu seferle birlikte Osmanlı'ya katıldı ve Birinci Dünya Savaşı sonuna, yani 1918'e kadar (yaklaşık 400 yıl) Osmanlı yönetiminde kaldı. Irak da aynı dönemde, özellikle Bağdat'ın 1534'te Kanuni tarafından alınmasıyla imparatorluğa dahil oldu. İsrail/Filistin toprakları da 1517'den itibaren Şam Eyaleti'nin bir parçasıydı. Bugünkü Suudi Arabistan'ın tamamı değil, Hicaz bölgesi — yani Mekke ve Medine'nin bulunduğu kıyı şeridi — Mekke Şerifi aracılığıyla dolaylı bir Osmanlı hâkimiyeti altındaydı; bu kontrol zaman zaman gevşek olsa da 1517'den 1916'daki Arap İsyanı'na kadar sürdü. Yemen de 16. yüzyılda ve yeniden 19. yüzyıl sonundan Birinci Dünya Savaşı'na kadar doğrudan Osmanlı eyaletiydi.
Kuzey Afrika: Özerk eyaletler kuşağı
Kuzey Afrika'daki Osmanlı hâkimiyeti, Orta Doğu'dakinden farklı bir karaktere sahipti. Mısır 1517'de doğrudan fethedildi ve önce Memlük artığı yerel yönetimle, sonra Kavalalı Mehmed Ali Paşa hanedanıyla (1805 sonrası fiilen özerk) 1914'e kadar bir şekilde Osmanlı çatısı altında kaldı. Cezayir, Tunus ve Libya ise 16. yüzyılda Osmanlı eyaleti olarak kuruldu, ama gerçekte yerel ocaklar, deyler ve beyler tarafından yönetilen, İstanbul'a sadece nominal bağlılık gösteren yarı özerk bölgelerdi. Burada bir yanlışı düzeltmek gerekiyor: Fas (Fas Krallığı/Morocco), popüler algının aksine hiçbir zaman Osmanlı toprağı olmadı — bağımsız bir sultanlık olarak kaldı ve Osmanlı'nın Fas üzerindeki iddiaları hep sınırlı ve gerçekleşmemiş kaldı. Bu ayrım, "Kuzey Afrika'nın tamamı Osmanlıydı" gibi hatalı bir genellemeye düşmemek için önemli.
Kafkasya'daki sınır hattı
Kafkasya'da Osmanlı hâkimiyeti, Safevi/İran ile yüzyıllar süren mücadelenin sonucunda sık sık el değiştirdi. Bugünkü Gürcistan'ın batı kesimi (özellikle Acara ve çevresi) ile Ermenistan'ın bazı kesimleri, farklı dönemlerde Osmanlı eyaletlerine (örneğin Çıldır Eyaleti) dahil oldu. Ancak bu bölgedeki sınırlar Balkanlar veya Orta Doğu'daki kadar istikrarlı değildi; 1578-1590 ve 1723-1730 gibi dönemlerde genişleyip, sonra Safevi ya da Rus baskısıyla geri çekildi. Azerbaycan toprakları da benzer şekilde kısa süreli Osmanlı kontrolü dönemleri yaşadı, kalıcı bir ilhak olmadı. Karadeniz'in kuzeyinde ise bugünkü Ukrayna'nın kıyı şeridi (Özi/Yedisan bölgesi) ile Kırım Hanlığı'nın toprakları uzun süre Osmanlı'ya bağlı vasal statüsündeydi; Kırım Hanlığı doğrudan ilhak edilmemiş olsa da 1475'ten 1783'e kadar Osmanlı'nın siyasi himayesi altında kaldı.
Sık karıştırılan bir nokta: Kıbrıs ve "neredeyse" fethedilenler
Bu listeyi doğru kurabilmek için, hem sık atlanan hem de yanlış eklenen toprakları netleştirmek gerekiyor. Kıbrıs, 1571'deki fetihle Osmanlı topraklarına katıldı ve 1878'de Britanya'ya kiralanana, resmen 1914'te ilhak edilene kadar 300 yılı aşkın süre Osmanlı yönetiminde kaldı — bu yüzden ada, listenin en belirgin ama bazen atlanan üyelerinden biri. Buna karşılık Malta hiçbir zaman Osmanlı toprağı olmadı: 1565'teki büyük kuşatma, Malta Şövalyeleri'nin savunmasıyla püskürtüldü ve ada bağımsız kaldı. Yukarıda değindiğim gibi Fas da aynı kategoride — hiçbir dönemde fiilen ilhak edilmedi. Bu ayrımları netleştirmek, "Osmanlı Akdeniz'in ve Kuzey Afrika'nın tamamını yönetiyordu" gibi abartılı ve yanlış bir genellemenin önüne geçiyor.
Peki geriye ne kaldı?
Bugün Osmanlı'nın en geniş sınırları içinde yer almış toprakların üzerinde 30'dan fazla bağımsız devlet var: Balkanlar'da yedi, Orta Doğu'da altı, Kuzey Afrika'da dört, Kafkasya ve Karadeniz çevresinde birkaç ülke daha. Ama imparatorluğun kendisi, 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla resmen sona erdi ve yerini 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne bıraktı — yani bu geniş coğrafyanın doğrudan siyasi halefi tek bir ülke var, geri kalanı bağımsızlığını farklı tarihlerde (kimi 1830'larda, kimi Birinci Dünya Savaşı sonrasında, kimi 20. yüzyılın ortasında) kazandı.
Bu, gezdiğim her eski Osmanlı toprağında beni hâlâ şaşırtan bir gerçek: Saraybosna'daki Başçarşı, Halep'in eski çarşıları (savaş öncesi haliyle), Kahire'nin Osmanlı camileri ya da Budapeşte'deki tarihi hamamlar birbirinden binlerce kilometre uzakta olsa da, hepsi aynı idari-kültürel dokunun izlerini taşıyor. Ama bu ortak geçmişi anlatırken abartıya kaçmamak da bir o kadar önemli — her sınır değişikliğinin kendi tarihi, her toprağın kendine özgü ilhak ve kayıp tarihi var. Bir sonraki Balkan ya da Orta Doğu gezinizde, bir kahve fincanının, bir kelimenin ya da bir mimari detayın nereden geldiğini sorgulamanızı öneririm — cevap çoğu zaman aynı yere, İstanbul'a çıkıyor; ama bazen de, tıpkı Fas ya da Malta örneğinde olduğu gibi, hiç çıkmıyor.



