Kuzey Afrika'nın Akdeniz kıyısındaki Tunus, çoğu gezginin aklına beyaz badanalı medinaları, çölün kapısı Sahra'yı ve mavi-beyaz Sidi Bou Said kasabasını getirir. Ancak bu toprakların dokusunda, çok daha az bilinen ve üç asrı aşan bir Osmanlı-Türk mirası saklıdır. Bu mirasın en canlı taşıyıcıları ise Kuloğulları (Fransızca ve Batı literatüründe Kouloughlis) olarak bilinen topluluktur. Bugün büyük ölçüde Tunus toplumuna karışmış olsalar da, Kuloğulları'nın hikayesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun bu uzak eyalette bıraktığı derin izi anlamak için bir anahtardır.

Kuloğulları Kimdir?

Kuloğlu terimi, Osmanlı Türkçesindeki kul (padişaha bağlı asker/hizmetli) ve oğlu kelimelerinin birleşiminden gelir; kelime anlamıyla "kulun oğlu" demektir. Kuzey Afrika bağlamında bu terim, Osmanlı yeniçerileri ile yönetici sınıfından Türk erkekleri ile yerli Arap ya da Berberi kadınların evliliğinden doğan çocukları tanımlamak için kullanılmıştır. Yani Kuloğulları, tarihsel kayıtlarla belgelenmiş, hayali olmayan gerçek bir topluluktur. Bu karma soy, yalnızca Tunus'ta değil; Cezayir ve Libya gibi diğer Osmanlı Kuzey Afrika eyaletlerinde de görülür.

Zamanla "Türk" ve "Kuloğlu" terimleri, tam Türk soyundan gelenler ile kısmen Türk soyundan gelenleri birbirinden ayırmak için kullanılmaya başlandı. Bu ince ayrım, Osmanlı Kuzey Afrikası'ndaki toplumsal hiyerarşinin de bir yansımasıydı.

Osmanlı Tunus'unun Doğuşu: 1574 Fethi

Tunus'un Osmanlı egemenliğine girişi bir gecede olmadı; onlarca yıl süren bir mücadelenin sonucuydu. 1534'te Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa, Hafsî hanedanının elindeki Tunus'u ele geçirdi. Ancak şehir yıllarca Osmanlı ile İspanya arasında el değiştirdi. Kesin dönüm noktası 1574 yılında yaşandı: Sinan Paşa komutasındaki kara kuvvetleri ile ünlü denizci Uluç (Kılıç) Ali Paşa'nın donanması, Tunus'u nihai olarak fethetti. Bu fetih, hem Hafsî hanedanının hem de İspanyol varlığının Tunus'taki sonunu getirdi ve şehri üç yüzyılı aşkın sürecek Osmanlı yönetiminin merkezi haline dönüştürdü.

Fetihten sonra eyaletin yönetimi için paşa makamı kuruldu. Paşaya, devlet gelirlerini toplamaktan sorumlu bir bey ve Türk askeri elitlerinden oluşan Divan yardımcı oluyordu. 1591'de yeniçerilerin çıkardığı bir ayaklanma ile öne çıkan Dayı (Dey), zamanla paşanın önüne geçerek fiili yönetici oldu. Bu dönemde Anadolu'dan ve imparatorluğun diğer bölgelerinden Tunus'a sürekli bir Türk göçü yaşandı; bu göç, bölgenin etnik dokusunu kalıcı biçimde değiştirdi.

Bir Kuloğlu Hanedanı: Hüseyniler

Kuloğulları'nın toplumsal yükselişinin en çarpıcı örneği, 1705 yılında kurulan Hüseyni Hanedanı'dır. Hanedanın kurucusu Hüseyin bin Ali, Türk ve Kuzey Afrikalı karma soydan gelen bir Osmanlı askeri, yani tam anlamıyla bir Kuloğlu idi. Onun iktidara yükselişi, bu karma grubun Tunus'ta ulaştığı gücün simgesidir. Komşu Cezayir'de yönetici zümrenin "Türklüğü" katı biçimde korunurken, Tunus'ta durum farklıydı: Kuloğulları ve yerli Tunuslu ileri gelenler devlet yönetiminin en üst kademelerine kadar yükselebiliyordu. Hüseyni Hanedanı, 1957'ye kadar (Fransız himayesi altında dahi) varlığını sürdürdü.

Taşa Kazınmış Miras: Tunus Medinasının Osmanlı Camileri

Kuloğulları'nın ve Osmanlı döneminin en görünür mirası, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Tunus Medinası'nda gezginleri bekler. Osmanlı-Türk mimari üslubu, özellikle sekizgen minareleri ve İstanbul esintili kubbeleriyle yerel Mağrip geleneğinden kolayca ayırt edilir. Öne çıkan yapılar şunlardır:

  • Youssef Dey Camii: 1631'de cuma camisine dönüştürülen bu yapı, Tunus'taki ilk Osmanlı-Türk dönemi camisi olarak kabul edilir.
  • Hammuda Paşa Camii: 1655'te Osmanlı mimarlarınca Türk üslubunda inşa edildi. Zarif sekizgen minaresi ve altındaki aile türbesiyle dikkat çeker.
  • Sidi Mahrez Camii: 1692-1697 yılları arasında yapılan bu cami, merkezi kubbesi ve köşe kubbecikleriyle İstanbul'un Sultanahmet ve Yeni Valide camilerini andırır; ülkedeki en büyük Osmanlı tipi camidir.

Bunların yanı sıra Hammuda Paşa döneminde inşa edilen çarşılar (souk), saraylar ve Dar Hammuda Paşa gibi konaklar da medinanın Osmanlı katmanını oluşturur. Medinanın dar sokaklarında yürürken, bu sekizgen minareleri fark etmek, Tunus'un Türk geçmişine açılan bir pencere sunar.

Sofradaki Türk İzleri

Osmanlı mirası yalnızca taşta değil, mutfakta da yaşar. Tunus'un en sevilen atıştırmalıklarından brik, adını doğrudan Türkçe börek kelimesinden alır. Osmanlı döneminde imparatorluğun batı eyaletlerine yayılan börek, Tunus'ta yerelleşerek ince yufkalı, üçgen katlanan ve ortasına çoğu zaman bütün bir yumurta kırılan kendine özgü bir biçime evrildi. Benzer şekilde çorba (chorba) ve tatlı hamur işleri de bu kültürel alışverişin izlerini taşır. Tunus mutfağının katmanlı zenginliği; Roma, Bizans, Arap, İspanyol, Türk ve Fransız etkilerinin bir araya gelmesiyle şekillenmiştir ve Türk katkısı bu mozaiğin önemli bir parçasıdır.

Nüfus Meselesi: Sayılar Ne Söylüyor?

Kuloğulları'nın bugünkü nüfusu hakkında dolaşan "500 bin ila 2 milyon" gibi rakamlara temkinli yaklaşmak gerekir; bunlar doğrulanmamış tahminlerdir ve güvenilir kaynaklarca desteklenmez. Gerçekte durum çok daha nüanslıdır. Tunus nüfus sayımları etnik kökeni ayrı ayrı kaydetmez ve yüzyıllar süren evlilikler nedeniyle Türk kökenli aileler büyük ölçüde asimile olmuştur. 2023 verilerine göre kendini belirgin biçimde "etnik Türk" olarak tanımlayanların sayısı yalnızca birkaç bin civarındadır. Öte yandan genetik çalışmalar, modern Tunuslulardan yüzde 5 ila 10'unun Osmanlı-Türk soyu taşıdığına işaret eder. 1953 tarihli bir çalışma ise tarihsel olarak nüfusun dörtte birine varan bir Türk kökene dikkat çekmişti. Kısacası Türk kanı Tunus toplumuna geniş biçimde yayılmış, ancak ayrı bir kültürel kimlik olarak büyük ölçüde ulusal potada erimiştir.

Gezginler İçin

Tunus'a yolu düşen bir gezgin için Kuloğulları'nın mirası soyut bir tarih değil, ayak basılabilir bir gerçekliktir. Tunus Medinasında Youssef Dey, Hammuda Paşa ve Sidi Mahrez camilerini görmek; sokak lezzeti brik'i tatmak; medinanın çarşılarında dolaşmak, bu üç asırlık Türk-Osmanlı katmanına dokunmanın en doğrudan yoludur. Bugün Arapça konuşan, tamamen Tunuslu kimliğiyle yaşayan bu insanların atalarının hikayesi, Akdeniz'in iki yakasını birbirine bağlayan sessiz ama derin bir köprüdür.

Kaynaklar