Sosyal medyada zaman zaman dolaşan bir liste var: "Dünya üzerinde hiç sömürgeleştirilmemiş sadece birkaç ülke kaldı." Genellikle aynı beş-altı isim tekrar eder — Etiyopya, Tayland, Nepal, Bhutan, Liberya, bazen de Japonya. Bu liste ilk bakışta çarpıcı görünüyor, ama işin aslı göründüğü kadar net değil. Çünkü "sömürgeleştirme" tek bir olay değil; doğrudan işgalden ekonomik boyunduruğa, kısa süreli askeri kontrolden eşitsiz anlaşmalarla dayatılan bağımlılığa kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu yazıda o listeyi tek tek gözden geçiriyor, her ülkenin hikâyesindeki nüansı — "tamamen bağımsız kaldı" ile "dolaylı baskı altında kaldı" arasındaki farkı — olabildiğince dengeli biçimde ortaya koymaya çalışıyoruz.
"Sömürgeleştirme" tam olarak ne anlama geliyor?
Tartışmanın büyük kısmı aslında bir tanım meselesinden kaynaklanıyor. Bir ülkenin toprağına asker çıkarıp doğrudan yönetmek (Hindistan'da İngiliz Raj'ı gibi) ile o ülkeye eşitsiz ticaret anlaşmaları dayatıp iç işlerine karışmak (19. yüzyıl Çin'i veya İran'ı gibi) aynı kategoride mi sayılmalı? Akademik literatürde bu ayrım genellikle "resmî sömürgecilik" ve "yarı-sömürgecilik" (semi-colonialism) kavramlarıyla yapılıyor. Bir ülke resmî olarak bağımsız kalabilir, bayrağını ve hükümetini koruyabilir, ama yine de dış güçlerin gümrük politikasını, adli sistemini veya dış ilişkilerini büyük ölçüde belirlediği bir konuma düşebilir. Aşağıdaki örneklerin çoğu tam olarak bu gri bölgede duruyor.
Etiyopya: Adwa zaferi ve tartışmalı istisna
Etiyopya, Avrupa'nın Afrika'yı paylaştığı "Scramble for Africa" döneminde bağımsızlığını koruyabilen tek Afrika devleti olarak anılır. 1896'daki Adwa Muharebesi'nde İtalyan ordusunu yenmesi, dönemin sömürgeci güçleri karşısında nadir görülen bir askeri başarıydı ve Etiyopya'nın egemenliğini uzun süre garanti altına aldı. Ancak liste burada bir istisna barındırıyor: 1936-1941 yılları arasında faşist İtalya, Etiyopya'yı işgal etti ve resmen "İtalyan Doğu Afrikası" sömürge yönetimine dahil etti. Bu dönem tarihçiler arasında tartışmalı: bazıları beş yıllık bu işgali "geçici" sayıp Etiyopya'yı yine de listede tutuyor, bazıları ise resmî ilhak ve sömürge idaresi kurulmuş olmasını "sömürgeleştirilmedi" iddiasını geçersiz kılan bir olgu olarak görüyor. Nesnel olarak söylemek gerekirse: Etiyopya'nın kalıcı, on yıllarca süren bir sömürge deneyimi yok, ama beş yıllık dönemi de tamamen yok saymak tarihsel olarak eksik olur.
Tayland (eski adıyla Siam): Tampon devlet stratejisi
Güneydoğu Asya'da Avrupa gücü tarafından hiç resmen ilhak edilmemiş tek ülke Tayland'dır. Ancak bunun nedeni sadece direniş değil, büyük ölçüde coğrafi şans ve diplomatik ustalıktı: Siam, İngiliz Birmanya'sı ile Fransız Hindiçini'si arasında bir tampon bölge olarak kaldı; 1896'da İngiltere ve Fransa, birbirlerinin onayı olmadan Siam'a el atmama konusunda anlaştı. Bununla birlikte Siam, aralarında 1855 Bowring Antlaşması'nın da bulunduğu on beşe yakın "eşitsiz anlaşma" imzalamak zorunda kaldı; bu anlaşmalar gümrük vergilerini sınırlıyor, Batılı vatandaşlara yerel yargıdan muafiyet tanıyordu ve ülke topraklarının bir kısmını (bugünkü Laos, Kamboçya'nın batısı, Malay sultanlıklarının bir bölümü) İngiltere ve Fransa'ya bırakmak zorunda kaldı. Yani Tayland hiçbir zaman doğrudan işgal edilmedi, ama tam anlamıyla eşit koşullarda bir egemenlik de yaşamadı.
Nepal ve Bhutan: Himalaya'nın diplomatik dengesi
Nepal, 1814-1816 İngiliz-Nepal Savaşı'nın ardından imzalanan Sugauli Antlaşması ile toprak kaybetti ve İngiliz Hindistan'ıyla belirli bir bağımlılık ilişkisine girdi, fakat hiçbir zaman doğrudan İngiliz yönetimine geçmedi — kendi hükümetini ve ordusunu korudu. Bhutan da benzer bir yol izledi: 19. yüzyılda İngilizlerle sınır çatışmaları yaşadı, ama 20. yüzyıl başında İngiltere, Bhutan'ın iç işlerine karışmama karşılığında dış ilişkilerinde danışmanlık rolü üstlendiği bir anlaşmayı kabul etti. Her iki ülke de resmî anlamda "ilhak edilmedi" listesine giriyor, ama ikisi de büyük komşularının — önce İngiliz Hindistan'ının, sonra Hindistan Cumhuriyeti'nin — nüfuz alanında kalmaya devam etti.
Liberya: Farklı bir hikâye
Liberya, listenin en özgün örneği. Ülke, 1816'da kurulan Amerikan Kolonizasyon Derneği'nin girişimiyle, Amerika'da köle olarak doğmuş ya da köleliğe karşı özgürlüğüne kavuşmuş siyahi Amerikalıların yerleştirilmesiyle ortaya çıktı ve 1847'de bağımsızlığını ilan etti. Burada "sömürgeleştirilmedi" ifadesi doğru ama eksik bir resim çiziyor: Liberya bir Avrupa gücü tarafından ilhak edilmedi, fakat kendisi de bir yerleşimci-kolonizasyon projesi olarak doğdu ve yerli Afrikalı toplulukların üzerine kurulan bu yapı, kendi içinde uzun süreli bir eşitsizlik ve gerilim kaynağı oldu. Yani Liberya'yı klasik "sömürge karşıtı direniş" hikâyeleri arasına koymak, kuruluş sürecinin karmaşıklığını göz ardı eder.
Japonya ve Kore: Aynı bölgede iki farklı kader
Japonya, 19. yüzyılın ikinci yarısında Meiji Restorasyonu ile hızla sanayileşti ve hiçbir zaman bir Batı gücü tarafından sömürgeleştirilmedi — üstelik kendisi bu dönemde bir sömürgeci güç hâline geldi. Kore ise tam tersi bir kaderi paylaştı: 1876'daki eşitsiz Ganghwa Antlaşması'yla başlayan süreç, 1905'te Japon himayesine, 1910'da ise doğrudan ilhaka evrildi. Kore, 1945'e kadar Japon sömürge yönetimi altında kaldı ve bu dönemde kültürel asimilasyon politikalarına maruz kaldı. Bu örnek, "sömürgeleştirilmemiş ülkeler" listesinin bazen ne kadar Avrupa-merkezli kurulduğunu da gösteriyor — çünkü Kore'yi sömürgeleştiren güç bir Avrupa devleti değildi, ama sonuç yine de klasik bir sömürge deneyimiydi.
İran (Pers): İki imparatorluk arasında sıkışan tampon
İran da hiçbir zaman resmî olarak bir Avrupa devletinin sömürgesi olmadı, ama bunun nedeni büyük ölçüde güç dengesiydi. 1907 Anglo-Rus Antlaşması, ülkeyi kuzeyde Rus, güneydoğuda İngiliz nüfuz alanına, ortada ise tarafsız bir bölgeye ayırdı. İki imparatorluk birbirine güvenmediği için İran'ı doğrudan ilhak etmediler, fakat ülkenin ekonomik imtiyazları (petrol dahil), gümrük politikaları ve iç siyaseti üzerinde ciddi bir dış baskı sürdü. Bu da yine "resmen sömürge değil, ama tam bağımsız da değil" kategorisine giren bir örnek.
Türkiye ve Osmanlı mirası: Sevr'in uygulanmayan planı
Bu tartışmada Türkiye'nin adı sıkça geçiyor, çünkü Osmanlı İmparatorluğu tarihi boyunca bir sömürge değil, kendisi bir imparatorluktu — Balkanlar'dan Ortadoğu'ya, Kuzey Afrika'nın bir bölümüne kadar uzanan topraklarıyla, sömürgeleştiren değil, kendisi de zaman zaman eleştirilen bir hükümranlık kurmuştu. I. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından imzalanan 1920 Sevr Antlaşması, Anadolu'yu Yunanistan, Ermenistan, Fransa ve İtalya arasında paylaştıran, ayrıca özerk bir Kürdistan öngören bir belgeydi — bu haliyle bir işgal ve paylaşım planıydı. Ancak Sevr hiçbir zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmadı ve Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı sonucunda fiilen uygulanamadan tarihe karıştı; yerini 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması aldı. Yani Türkiye Cumhuriyeti, kısa süreli bir işgal ve paylaşım girişimine karşı verilen bir bağımsızlık mücadelesinin ürünü olarak kuruldu — bu, sömürgeleştirilmiş bir ülkenin bağımsızlık kazanma hikâyesinden farklı bir tarihsel örüntü.
Peki net bir cevap var mı?
Kısa cevap: Hayır, kesin ve tartışmasız bir liste yok. Her aday kendi nüansını taşıyor — Etiyopya beş yıllık bir işgal geçirdi, Tayland toprak ve egemenlik tavizleri verdi, Nepal ve Bhutan büyük komşularının gölgesinde diplomatik denge kurdu, Liberya kendisi bir yerleşim projesi olarak doğdu, Kore komşusu Japonya tarafından tam anlamıyla ilhak edildi, İran iki imparatorluk arasında sıkışıp kaldı. "Hiç sömürgeleştirilmedi" cümlesi, çoğu durumda "doğrudan ilhak edilip resmî bir sömürge idaresine bağlanmadı" anlamına geliyor — ama bu, o ülkenin dış baskıdan tamamen azade kaldığı anlamına gelmiyor. Tarihi, siyah-beyaz bir liste yerine bir spektrum olarak okumak, hem daha dürüst hem de daha öğretici bir yaklaşım.



