Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü Vize Serbestisi Diyaloğu kapsamında belirlenen yol haritasında toplam 72 kriter bulunuyor ve bunların 66'sı bugüne kadar tamamlanmış durumda. Geriye kalan 6 kriter ise terörle mücadele mevzuatından kişisel verilerin korunmasına, Europol işbirliğinden yolsuzlukla mücadeleye kadar uzanan, hem teknik hem de siyasi açıdan hassas başlıklardan oluşuyor. Bu yazıda söz konusu 6 kriteri tek tek ele alıyor, her birinin ne anlama geldiğini, neden zor olduğunu ve Türkiye'nin bu konularda şu an nerede durduğunu açıklıyoruz.
Vize Serbestisi Diyaloğu resmi olarak 16 Aralık 2013 tarihinde, Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması ile eş zamanlı olarak başladı. Bu anlaşmanın kendisi de yol haritasındaki kriterlerden biri olduğu için, sürecin başlangıcı ve kalan kriterlerin sonuncusu aslında iç içe geçmiş durumda. Geri Kabul Anlaşması'nın tarihçesini ve içeriğini ayrı bir yazımızda detaylı olarak ele aldık.
Kalan 6 Kriter Nelerdir?
Aşağıdaki başlıklar, AB Komisyonu'nun ilerleme raporlarında düzenli olarak "tamamlanmadı" şeklinde işaretlenen ve Türkiye'nin son aşamada takıldığı maddeler. Her biri farklı bir bakanlığın ya da kurumun sorumluluk alanına giriyor, bu da koordinasyonu zorlaştıran unsurlardan biri.
1. Terörle Mücadele Yasası'nın AB Standartlarına Göre Güncellenmesi
AB, Türkiye'nin Terörle Mücadele Kanunu'ndaki terör tanımının çok geniş yorumlanabildiğini ve bu genişliğin ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünü kısıtlayabilecek şekilde uygulanabildiğini uzun süredir dile getiriyor. Kriterin özü, terör suçunun tanımının daraltılarak AB'deki benzer mevzuatla uyumlu hale getirilmesi. Türkiye tarafında ise bu maddenin ulusal güvenlik gerekçesiyle hassas bir konu olduğu, terörle mücadelenin somut tehditler karşısında geniş bir yasal çerçeveye ihtiyaç duyduğu görüşü savunuluyor. Bu karşılıklı bakış farkı, kriterin en çok tartışılan maddelerinden biri olmasının temel nedeni.
2. Europol ile Operasyonel İşbirliği Anlaşması
Türkiye'nin Europol ile stratejik düzeyde bir işbirliği zaten mevcut, ancak vize serbestisi yol haritası bunun "operasyonel" düzeye taşınmasını istiyor. Operasyonel işbirliği, kişisel veri paylaşımını da içeren, çok daha derin bir istihbarat ve soruşturma koordinasyonu anlamına geliyor. Bu tür bir anlaşmanın imzalanabilmesi için Türkiye'nin veri koruma mevzuatının AB standartlarını karşılaması ön koşul niteliğinde — dolayısıyla bu madde, aşağıda ele alacağımız kişisel veri kriteriyle doğrudan bağlantılı.
3. GRECO Tavsiyelerinin Tam Uygulanması
GRECO (Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu), üye ülkelerin yolsuzlukla mücadele mevzuatını ve uygulamalarını denetleyen bir mekanizma. Türkiye GRECO üyesi olmasına rağmen, kurumun milletvekilleri, yargı mensupları ve savcılar için önerdiği bazı şeffaflık ve hesap verebilirlik tavsiyelerini tam olarak hayata geçirmiş değil. Bu kriter, siyasi finansmanın denetimi ve yargı bağımsızlığı gibi başlıkları da kapsadığı için yapısal reform gerektiriyor.
4. Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Mevzuatın AB/GDPR Standartlarına Getirilmesi
Türkiye 2016 yılında 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nu (KVKK) yürürlüğe koydu, ancak AB bu mevzuatın kendi Genel Veri Koruma Tüzüğü'nden (GDPR) bazı önemli noktalarda ayrıştığını değerlendiriyor. Bu kriter, son dönemde özellikle öne çıkan başlıklardan biri olduğu için konuyu ayrı ve kapsamlı bir yazıda ele aldık: KVKK ve Avrupa Standartları.
5. Tüm AB Üyesi Ülkelerle Adli İşbirliğinin Sağlanması
Bu madde, Türkiye'nin AB'ye üye tüm ülkelerle adli konularda (suçluların iadesi, hukuki yardımlaşma, mahkeme kararlarının tanınması gibi) eşit düzeyde işbirliği yapmasını öngörüyor. Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması, bu adli işbirliğinin bazı AB üyeleriyle tam anlamıyla kurulamamasına yol açan başlıca hassasiyet noktası. Kıbrıs meselesi, AB-Türkiye ilişkilerinin genelinde olduğu gibi bu kriterde de çözümü siyasi bir uzlaşıya bağlı, teknik bir mesele olmaktan çıkan bir başlık.
6. Geri Kabul Anlaşması'nın Tam ve Etkin Şekilde Uygulanması
2013'te imzalanıp 2014'te yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması'nın, özellikle üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik hükümlerinin eksiksiz uygulanması bekleniyor. Anlaşmanın kapsamını, tarihçesini ve neden hâlâ tartışmalı olduğunu GKA'yı konu alan yazımızda ayrıntılı olarak inceledik.
Ağustos 2026'daki Gelişme: Yeni Çalışma Kurulu
8-9 Ağustos 2026 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, kalan 6 kriter üzerinde çalışmak üzere Dışişleri, Adalet ve İçişleri bakanlıklarının koordinasyonunda yeni bir çalışma kurulu oluşturulduğunu açıkladı. Yılmaz, açıklamasında kişisel verilerin korunması başlığının kriterler arasında en kritik olanlardan biri olduğunu özellikle vurguladı. Bu açıklama, sürecin yeniden siyasi gündeme taşındığının bir işareti olarak yorumlanabilir; ancak herhangi bir resmi kaynakta somut bir tamamlanma tarihi henüz yer almıyor.
Sonuç: Teknik Değil, Yapısal Bir Süreç
Kalan 6 kriterin ortak özelliği, hiçbirinin basit bir yasa değişikliğiyle çözülebilecek teknik bir mesele olmaması. Terörle mücadele tanımından Kıbrıs'a, veri koruma mimarisinden yargı bağımsızlığına kadar her madde, Türkiye'nin iç hukuk düzenini ve dış politika hassasiyetlerini doğrudan ilgilendiriyor. Bu nedenle sürecin hızı, teknik uyum kadar siyasi iradeye ve AB ile Türkiye arasındaki genel ilişkinin seyrine de bağlı. Vize serbestisi sürecinin genel işleyişi ve AB'nin bu alanda kullandığı diğer araçlar hakkında bilgi almak isterseniz ETIAS Nedir? yazımıza da göz atabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Kalan 6 kriterin hepsi aynı anda mı tamamlanmalı?
Resmi süreç, kriterlerin teker teker AB Komisyonu tarafından değerlendirilip "tamamlandı" olarak işaretlenmesi şeklinde ilerliyor; ancak vize serbestisinin nihai olarak yürürlüğe girmesi için altısının da tamamlanmış olması gerekiyor. Yani kriterler ayrı ayrı ilerleyebilir, fakat sonuç ancak hepsi bittiğinde ortaya çıkıyor.
Bu kriterleri kim değerlendiriyor?
Değerlendirme süreci Avrupa Komisyonu tarafından yürütülüyor; Komisyon periyodik ilerleme raporlarıyla Türkiye'nin her bir kriterde nerede durduğunu kamuoyuyla paylaşıyor. Nihai siyasi onay ise Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi'nin elinde.



