Boğaziçi Köprüsü'nden Avrupa yakasına geçerken, Ortaköy sırtlarında, ağaçların arasına gizlenmiş sıra dışı bir yapı belli belirsiz görünür. Ne klasik bir Boğaziçi yalısına ne de bilindik bir köşke benzeyen bu ev, uzaktan bakanların merakını uyandırır: Sekizgen üst katı, payandalar üzerinde yükselen gövdesi ve pagodayı andıran çizgileriyle sanki farklı bir coğrafyadan buraya taşınmış gibidir. Bu yapının adı Taut Evi'dir ve arkasında, Nazi Almanya'sından kaçıp Türkiye'de son yıllarını geçiren ünlü bir mimarın hüzünlü ama etkileyici hikâyesi durur: Bruno Taut.

Nazi Almanya'sından Türkiye'ye Uzanan Bir Yaşam

Bruno Julius Florian Taut, 4 Mayıs 1880'de Prusya'nın Königsberg kentinde doğdu. Weimar döneminin en üretken Alman mimarlarından biri olan Taut, dışavurumcu ve modernist yaklaşımıyla tanınıyordu; Berlin'de tasarladığı, bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki modern konut siteleriyle mimarlık tarihine adını yazdırmıştı. Ancak 1933'te Naziler'in iktidara gelmesiyle birçok bilim insanı ve sanatçı gibi o da ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Taut'un sürgün yılları bir coğrafyadan diğerine uzandı. Önce İsviçre'ye, ardından Japonya'ya gitti; burada yaklaşık üç yıl kaldı (1933-1936) ve Japon mimarisinin sadeliğiyle yakından tanıştı. Bu deneyim, ileride Boğaz'daki evine de yansıyacaktı. 1936 yılında ise Türkiye'nin davetiyle İstanbul'a geldi. Genç Cumhuriyet, çağdaş bir mimarlık eğitimi ve kentleşme kurmak için Avrupalı uzmanlardan yararlanıyordu; Taut da bu kadronun en önemli isimlerinden biri oldu.

Türk Mimarlığına Bıraktığı İz

Bruno Taut, İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) mimarlık bölümünün başına getirildi. Aynı zamanda Maarif Vekâleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlı yapılar dairesini yönetti ve Ankara, Trabzon gibi kentlerdeki okul binalarının tasarımından sorumlu oldu.

Onun Türkiye'deki en önemli eseri, hiç kuşkusuz Ankara'daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) binasıdır. Sıhhiye'de bugün hâlâ ayakta duran bu yapı, sade ama etkileyici çizgileriyle erken Cumhuriyet mimarlığının sembol eserlerinden biri sayılır ve tasarımı bizzat Atatürk tarafından onaylanmıştır. Taut ayrıca Ankara Atatürk Lisesi ve Trabzon Lisesi gibi eğitim yapılarına da imza attı.

Belki de en dokunaklı görevi, hayatının sonunda geldi. 10 Kasım 1938'de Atatürk hayatını kaybettiğinde, cenaze töreni için hazırlanacak katafalkın tasarımı Taut'a verildi. Hasta olmasına rağmen gece gündüz çalışarak, büyük ahşap sütunlar ve tabutu örten bayraktan oluşan sade ve ağırbaşlı bir tören düzeni tasarladı. Bu, onun tamamladığı son işlerden biri oldu. Atatürk'ün Ankara'daki cenaze töreni 21 Kasım 1938'de gerçekleşti.

Taut Evi: Boğaz'a Bakan Sekizgen Sır

Taut, İstanbul'a geldikten kısa süre sonra, 1937'de kendisi için bir ev yapmaya karar verdi ve bu evi 1938'de tamamladı. Ortaköy'de, Emin Vafi Korusu (Emin Vakfı Korusu olarak da anılır) içindeki bir tepeye kondurulan yapı, Asya ile Avrupa'nın birbirine en çok yaklaştığı noktada, Boğaz'a hâkim eşsiz bir manzaraya sahiptir.

Evin en çarpıcı yanı, geleneksel Boğaziçi evlerine hiç benzememesidir. Betonarme bir strüktürle, adeta payandalar üzerinde havada duruyormuş gibi kurulmuştur. Üç katlıdır: bir bodrum, bir giriş katı ve manzarayı sonuna kadar içeri alan sekizgen planlı bir cihannüma katı (çalışma odası). Bu sekizgen kurgu, Boğaz manzarasını ve köprüyü panoramik biçimde kucaklamak için tasarlanmıştır. Yapının pagodayı andıran çatı çizgileri ve genel oranları, kimi yazarlarca Taut'un Japonya yıllarından getirdiği izlenimlerle Türk mimari geleneğinin bir sentezi olarak yorumlanır. İşte evin "gizemli" havası da tam olarak bu melez, tanımlanması güç karakterinden gelir.

Ev, yıllar içinde farklı sahiplerin elinden geçti; bir dönem tanınmış isimlere ev sahipliği yaptı ve zaman zaman satışa da çıkarıldı. Koru içinde, özel mülkiyette ve tarihi bir yapı olarak korunan Taut Evi, dışarıdan ziyarete tümüyle açık bir müze değildir; ancak Boğaz'ın sırtlarından ve köprüden bakıldığında silueti fark edilebilir.

Edirnekapı'daki Alışılmadık Mezar

Bruno Taut, 24 Aralık 1938'de, Noel arifesinde İstanbul'da hayatını kaybetti. Öldüğünde cenaze masraflarını karşılayacak birikimi bile yoktu; Akademi'deki dostları ve öğrencileri sayesinde defnedildi.

Onu asıl özel kılan ise, gömüldüğü yerdir. Taut, vasiyeti gereği Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. İslam'a geçmemiş bir Alman olmasına rağmen, bir Müslüman şehitliğine kabul edilmesi son derece istisnai bir durumdu. Kaynaklara göre Taut, bugüne kadar Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilen tek gayrimüslim olarak bilinir. Bu ayrıcalık, hem onun Türkiye'ye kattığı değerin hem de kişisel bağlılığının bir göstergesi olarak yorumlanır.

Gezginler İçin: İzini Sürmek

Bruno Taut'un mirasını yerinde görmek isteyen gezginler için birkaç durak öne çıkar:

  • Ortaköy ve Boğaz sırtları: Ortaköy'de dolaşırken ya da Boğaziçi Köprüsü'nden geçerken, tepedeki sekizgen siluetiyle Taut Evi'ni fark etmeye çalışın. Yapı özel mülkiyette olduğu için içine girilemese de, dışarıdan görülebilen bu "gizemli köşk" başlı başına bir hikâye taşır.
  • Ankara - Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF): Sıhhiye'deki bu bina, Taut'un Türkiye'deki en görkemli ve erişilebilir eseridir; erken Cumhuriyet mimarlığını merak edenler için mutlaka görülmelidir.
  • Edirnekapı Şehitliği: Taut'un sıra dışı hikâyesinin son durağı. Bir Alman mimarın, vasiyetiyle bir Türk şehitliğinde yatması, İstanbul'un çok katmanlı tarihine dair unutulmaz bir ayrıntıdır.

Bruno Taut'un hikâyesi, yalnızca bir binanın değil; sürgün, aidiyet ve bir ülkeye tutunma çabasının da hikâyesidir. "Yurdumuz, inşa ettiğimiz yerdir" düşüncesini adeta yaşamıyla kanıtlayan bu mimar, Boğaz'a bakan sekizgen köşkünde ve Ankara'daki fakülte binasında, hâlâ bize kendi sessiz dilinden sesleniyor.

Kaynaklar