İstanbul yüzyıllar boyunca bir imparatorluğun kalbi oldu ve o imparatorluğu yöneten insanlar da ölümlerinden sonra bu şehirde toprağa verildi. Peki Bizans imparatorlarının mezarları bugün nerede? Bu sorunun cevabı, hem ihtişamlı bir imparatorluk mozolesine, hem 1204'te yaşanan yıkıcı bir yağmaya, hem de bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bahçesinde sessizce duran mor renkli taş lahitlere uzanıyor. Sosyal medyada dolaşan "İstanbul'daki imparator mezarları yağmalandı" anlatısının arkasında, büyük ölçüde doğrulanmış tarihsel gerçekler yatıyor. Gelin bu hikâyeyi adım adım inceleyelim.

Havariyyun Kilisesi: İmparatorların Ebedi İstirahatgâhı

Hikâye, Konstantinopolis'in kurucusu I. Konstantin ile başlar. İmparator, MS 330 civarında şehri kurarken kendisi için görkemli bir anıt-mezar (mozole) inşa ettirdi ve bunu Havariyyun Kilisesi (Church of the Holy Apostles / Ayios Apostoli) ile bütünleştirdi. Yapı, Konstantin'in ölümünden kısa süre sonra, 337 yılı dolaylarında tamamlandı. Böylece kilise, hem bir ibadethane hem de bir imparatorluk nekropolü (ölüler şehri) işlevi kazandı.

Havariyyun Kilisesi, boyut ve önem açısından Konstantinopolis'te yalnızca Ayasofya'nın gerisinde kalıyordu. Haç planlı görkemli yapının çevresinde yer alan mozole odaları, yüzyıllar boyunca hüküm süren imparatorların çoğunun -sıklıkla aile üyeleriyle birlikte- son durağı oldu. Kaynaklara göre burada defnedilen son imparator, 1028'de ölen VIII. Konstantin'dir. Yani kilise, 4. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar yaklaşık yedi asır boyunca imparatorluk hanedanının mezarlığı işlevi gördü.

Burada yatanlar arasında tarihin en tanınmış Bizans hükümdarları vardı: Büyük Theodosius, I. Justinianus, Ayasofya'nın da yaptıranı, II. Basileios gibi isimler. Kilise ayrıca Aziz Ioannes Khrysostomos'un (Altın Ağızlı Yuhanna) kalıntıları gibi önemli dinî emanetlere de ev sahipliği yapıyordu. Bizans geleneğinde imparatorlar, çoğu Mısır'daki devlet ocaklarında üretilen, son derece sert ve nadir bulunan porfir (mor porfir) taşından oyulmuş dev lahitlerin içine defnedilirdi.

Neden Mor Taş? Porfirin İmparatorluk Anlamı

Porfir, bugün müze bahçelerinde gördüğümüz o koyu mor-kırmızı taştır ve seçilmesi tesadüf değildir. Antik ve orta çağ dünyasında mor renk, imparatorluk otoritesinin sembolüydü; "mora doğmak" (porphyrogennetos) ifadesi, hüküm süren bir imparatorun sarayda dünyaya gelen çocuğu için kullanılırdı. Porfir taşı sadece Mısır'daki belirli imparatorluk ocaklarından çıkarılabildiği, işlenmesi son derece zor ve dayanıklı olduğu için, bu taştan yapılmış bir lahit doğrudan hükümdarlık statüsünün taşa kazınmış hâliydi. İmparatorlar bu yüzden değerli metallerle işlenmiş kefenler ve kıymetli eşyalarla bu lahitlerin içine gömülürdü.

1204: Dördüncü Haçlı Seferi ve Mezarların Yağmalanması

Şimdi hikâyenin kırılma noktasına geliyoruz. Aslında Kudüs'e yönelmesi planlanan Dördüncü Haçlı Seferi, bir dizi siyasi ve ekonomik gelişmenin ardından rotasından saparak Hristiyan bir şehir olan Konstantinopolis'e yöneldi. 12-15 Nisan 1204 tarihleri arasında Haçlı ordusu şehri ele geçirdi ve tarihin en ağır yağmalarından birini gerçekleştirdi. Bu olay Konstantinopolis'in Yağmalanması olarak bilinir ve ardından şehirde 1204-1261 yılları arasında sürecek Latin İşgali dönemi başladı.

Yağma sırasında Havariyyun Kilisesi'ndeki imparator mezarları da hedef oldu. Tarihsel kayıtlara göre lahitler kırılarak açıldı ve içindeki hazineler yağmalandı. Bu mezarlar arasında Büyük Justinianus'un lahdi de vardı; imparatorun mezarı açılarak değerli içeriği alındı. Yüzyıllar boyunca imparatorlar ve soylular tarafından biriktirilen sayısız sanat eseri, kitap, el yazması ve mücevher ya yok edildi ya da sikke basmak için eritildi. Mobilyalar, kapılar ve mermer mimari ögeler başka yerlerde yeniden kullanılmak üzere söküldü. Şehirdeki eşsiz kutsal emanet hazinesi de büyük ölçüde Batı Avrupa'ya taşındı; Gerçek Haç ve Dikenli Taç parçaları gibi emanetler ilerleyen yıllarda Fransa, İtalya ve Ren bölgesi kiliselerinde ortaya çıktı.

Havariyyun'un Sonu ve Fatih Camii

1204 yağması, Havariyyun Kilisesi için sonun başlangıcı oldu. Latin işgali ve sonrasındaki dönemde yapı bakımsız kaldı ve giderek harabeye döndü. 1453'te Fatih Sultan Mehmed Konstantinopolis'i fethettiğinde kilise büyük ölçüde çökmüş durumdaydı. Kısa bir süre patrikhane olarak kullanılmasının ardından, kilisenin kalıntıları 1461 dolaylarında yıktırıldı ve yerine Fatih Camii (Fatih Sultan Mehmed Camii) inşa edildi. Cami, 1463-1470 yılları arasında, tam da eski imparatorluk mozolesinin bulunduğu tepe üzerine yükseldi. Yıkılan kilisenin bazı yapı malzemeleri -örneğin avludaki bazı sütunlar- yeni cami kompleksinde yeniden kullanıldı. Bugün Fatih Camii'ni ziyaret ederken, ayak bastığınız bu tepenin bir zamanlar yüzyıllarca imparatorların defnedildiği kutsal bir mekân olduğunu hatırlamak, gezinize apayrı bir tarihsel derinlik katıyor.

Peki Lahitler Bugün Nerede?

İşte paylaşımın en somut ve doğrulanabilir kısmı: Bu porfir lahitlerin bir bölümü bugün hâlâ İstanbul'da, herkesin görebileceği bir yerde duruyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin (Gülhane, Sultanahmet) önünde/bahçesinde, kırmızı-mor porfirden yapılmış imparatorluk lahitleri sergileniyor. Kaynaklara göre bunlar, artık var olmayan Havariyyun Kilisesi'nin iki kubbeli mozolesinden gelmedir. Bu lahitlerden bazıları Topkapı Sarayı'nın üçüncü avlusunda bulunarak müzeye taşınmıştır. Ayrıca 19. yüzyılda Ayasofya çevresinde bulunan iki lahit, Aya İrini (Hagia Eirene) yapısının avlusuna yerleştirilmiştir.

Önemli bir noktayı da açıkça belirtmek gerekir: Uzmanlar, bu lahitleri belirli imparatorlara kesin olarak atfetmenin mümkün olmadığını söylüyor. Törenler Kitabı (De Ceremoniis) gibi kaynaklar hangi imparatorun hangi mozolede yattığını anlatsa da, günümüze ulaşan taş lahitleri tek tek isimlere bağlamak arkeolojik olarak kanıtlanamıyor. Yani bir lahdin "Justinianus'un lahdi" olduğunu kesin dille söylemek doğru olmaz; bu daha çok ihtimal ve rivayet düzeyindedir. Bilinen kesin gerçek, bu lahitlerin Havariyyun Kilisesi'nin imparatorluk mozolelerinden geldiğidir.

Gezginler İçin: Nereleri Görebilirsiniz?

  • İstanbul Arkeoloji Müzeleri: Sultanahmet'te, Topkapı Sarayı'nın hemen yanında. Porfir imparator lahitlerini bahçede görebilir, içeride ise Bizans dönemine ait zengin bir koleksiyonu inceleyebilirsiniz.
  • Fatih Camii: Havariyyun Kilisesi'nin yükseldiği tepede bugün Fatih Camii ve külliyesi yer alıyor. Şehrin tarihî yarımadasındaki bu semt, imparatorların ebedi istirahatgâhının üzerine kurulu.
  • Aya İrini (Hagia Eirene): Topkapı Sarayı'nın birinci avlusundaki bu erken Bizans kilisesinin atriumunda da imparatorluk lahitleri sergileniyor.

Kısacası, İstanbul'da yürürken aslında bir imparatorluğun mezarlığının izleri arasında dolaşıyorsunuz. 1204'te açılan lahitler, yüzyıllar sonra bir müze bahçesinde ziyaretçilerini bekliyor; ihtişam ve yıkımın, kutsallık ve yağmanın hikâyesini sessizce anlatıyorlar.

Kaynaklar

Not: Porfir lahitlerin tek tek hangi imparatora ait olduğu kesin olarak bilinememektedir; bu konudaki atıflar ihtimal düzeyindedir.